TÜRK TARİHİ ÜZERİNDE OYNANAN BÜYÜK BİR OYUNUN DEŞİFRESİ

На изображении может находиться: 1 человек

TANER ÜNAL/İSTANBUL

MOĞOLLARIN GAZAN HAN ZAMANINDA, TÜRK TARİHİNE ORTAK OLMAK VEYA KENDİLERİNE DEVŞİRMEK İÇİN KURDUKLARI ÇİNLİ BİR TARİHÇİ, MOĞOL HÜKÜMDAR VE YAHUDİ VEZİRDEN OLUŞAN HEYET TARAFINDAN HAZIRLANAN HALEN İTİBAR EDİLEN YALANLAR DİZİSİ:
«CAMİÜT-TEVARİH»
GERÇEKLERİ OKUMAYA DEVAM EDİNİZ


Gazan Mahmud Han’ın çocukluğu büyükbabası Abaka Hanın yanında geçti. Abaka Han ve babası Argun Hanın bağlı olduğu Buda dininin prensiplerine göre yetiştirildi. Babasının 1284’te tahta çıkmasından sonra Horasan, Mazenderan ve Rey vilayetlerinin valiliğine atandı. 1291’de İlhanlı tahtına çıkan Geyhatu’yu 1295’te deviren yeğeni Baydu, iktidarı ele geçirdi. Ancak Gazan, bu duruma karşı çıkarak Baydu ile mücadeleye girişti. Bu sırada kumandanlarından Nevruz’un tebliği üzerine İslamiyet’i kabul etti. Onunla birlikte kumandanlarından, vezirlerinden ve askerinden 400 bin kişi de Müslüman oldu.


Müslüman askerlerinin başında olarak yeniden harekete geçen Gazan, İlhanlı başkenti Tebriz’e girdi ve Baydu’yu yakalatarak idam ettirdi. Böylece hükümdarlığını ilan eden Gazan Han, öncelikle ülke içerisinde huzur ve asayişi sağladı. Kendisine karşı isyan eden Moğolları şiddetle bastırdı. İktisadi hayatı düzeltmek için faaliyet gösterdi. Sikke ve ölçü reformları yapmak ve vergi kaynaklarını yeniden tesbit etmek suretiyle devletin bütçesini düzene koydu. Halkı inim inim inleten vergi sistemi değiştirildi. Askerin maaşını yeniden tespit ederken, orduyu yeni silahlarla techiz etti.
Moğollar arasında İslamiyet’in yayılmasını sağlayan Gazan Han, ülkeyi pek çok cami, mescit, medrese, han ve hamam gibi dini ve sosyal eserlerle donattı. Tebriz yakınlarında bir rasathane kurdurdu. Fen ilimlerinden astronomi, tarih, tıp ve kimya ile meşgul oldu. Tarih bilgisi fazlaydı.
Ana dili olan Moğolcadan başka birkaç lisan bilen Gazan Han Köksüz gördüğü Moğollar ile dev bir tarihe ve geçmişe sahip Türkleri aynı ırkın müşterek temsilcileri imiş gibi göstermek için Tarih reformuna girişti Tıpkı bu gün olduğu gibi «Eski Türk tipinin Mongoloid şekli ve bu şeklin iklim ve karış tesirleriyle değişmesi hakkındaki» ilk nazariye, Hicretin sekizinci ve Miladın on dördüncü asrının ilk senelerinde, yani H. 700-703 tarihlerinde İran’da yayımlandı…

На изображении может находиться: один или несколько человек


Gazan Han’ın Türk Moğol nazariyesini meydana getirmede faydalandığı diğer bir isim olan Reşüdiddin, Hemedan’da dünyaya geldi. Doğum tarihi olarak 645 (1247), 646 (1248) ve 648 (1250) yılları verilir. Hekimlikle uğraşan bir Yahudi ailesinin çocuğudur. Otuz yaşlarında iken İslâmiyet’i benimsediği rivayet edilmektedir.


Muhtemelen Abaka Han zamanında (1265-1282) tabip olarak devlet hizmetine girdi ve Argun Han devrinde (1284-1291) konumunu iyice güçlendirdi. Gâzân Han döneminde Vezir Sadreddin Zencânî’- nin katledilmesinin ardından Sa‘deddîn-i Sâvecî ile birlikte vezir tayin edildi (697/ 1298). Gazân Han’ın birinci (699/1300) ve üçüncü (702/1303) Suriye seferlerine katıldı. İlhanlı Devleti’nin yeniden yapılandırılması için pek çok alanda uygulanan reformlarda aktif olarak görev aldı. Gazân Han’ın Tebriz yakınlarında yaptırdığı Şen- bigazân-Şâmıgâzân, Gazâniyye-Külliyesi’nin mütevelliliğini üstlendi. (Osman Gazi Özkuzu- Güdenli, Gâzân Hân ve Reformları Kaknüs Yayınları İstanbul, 2009)


Gazân Han’ın Memlükler’e karşı ittifak teklifinde bulunmak için Papa VIII. Bonifacey’e gönderdiği 12 Nisan 1302 tarihli mektupta adının Gazân Han ve Emîr Kutluğ Şah ile birlikte zikredilmesinden onun dış siyasetle de ilgilendiği anlaşılmaktadır.


Câm Eu’t-tevârîh’in bir bölümünden ibaret olan eser Moğol, Türk, Arap ve İbrânî hükümdarlarının şeceresini ihtiva etmektedir. (TDVA cilt 35 s.20)
İran’a hakim olan Moğolların ilk Müslüman hükümdarı Gazan Han’ın emriyle Hekim olarak görev yapmak üzereyken vezarete çıkmış kurnaz bir HemedanYahudisi olan «Ebül-Fazıl Reşidüddin Mehemmet ibniİmad-üd – devle»nin yazdığı «Camiüt-tevarih» ismindeki külliyatın muhtelif ciltlerinin muhtelif yerlerinde Türklerin Moğol ırkına mensup olduklarından bahsedildi.

USTACA HAZIRLANAN BİR YALANLAR DİZİSİ «CAMİÜT-TEVARİH»

Peyami Safa’nın da dediği gibi «Yalan’ın en kalitelisi hakikat trenine takılarak söylenir. Önce öyle bir hakikat söylenir ki tartışmasız gerçektir. Bu hakikatin trenidir. Arkasından bu trene yalan vagonları eklenir. İlk okudukları hakikatin tesirinde kalanlar arkasından gelen yalanlara inanırlar. Buna «Hakikat trenine takılan yalan vagonları» denir.


«Camiüt-tevarih»de öyle bir giriş yapıldı ki bu giriş tartışmasız bir gerçekti ve Türkler ile ilgili övgülerle doluydu. Çok sayıda basılan ve tanıtılan kitap yayıldı yayıldı. Moğol türk birlikteliği ve tarihi meydana getirme amacına yönelik olarak hazırlanılan bu kitapta önce Türk tarih okuyucularının gurur duyması sağlandı.


Bakınız kitabın girişinde ne deniyor:
«Mağrib diyarından Hint Denizi nihayetine kadar yaşayanlar Türklerdir; ‘Deşt-i Kıpçak, Rus, Çerkeş, Başgırd, Talaş. Sayrarn, Ibir, Sibir, Bular, Ankara Nehri, Türkistan ve Uyguristan uyarları, Naymanların kaldığı Erdiş (Irtiş) Gölü, Irtiş, Karakuruin, Altay Dağları, Organ/Orhun nehri, Kırgız diyarları, Kem-kenciyut, Moğolistan diye bilinen birçok kışlak ve yaylak yerleri ki Kireyitlerin diyarı, Onon, Kemren, Köke-navur, Boyır-navur, Karkab, Köyen, Ergenekon, Ka¬lır, Selenge, Tokum, Kalalçm-alt, Çin şeddine bitişik olan Ötügün’de hep onların (Türklerin) kabile ve boyları otururlar. Bugün de bütün ‘Çin, Hint, Keşmir, İran-zemîn, Rum, Şam ve Mı¬sır’a kuvvet ve şevketle hükmederler; Dünyanın meskûn olan kısımları onların idarelerindedir».

Нет описания фото.

Bu Türklerin en başında bugün Türkmen denilen Oğuzlar vardır; ayrıca Kıpçak, Kalaç, Kanklı, Karluk ve diğerleri de onlara mensupturlar. Hatta bugün Moğol diye şöhret bulan Celayir, Tatar, Uyrat, Merkit ve gayrileri de sayılabilir. Bunlara Kireyit, Nayman ve Öngütleri ve diğerleri eklenebilir…. Bütün bunların lehçeleri birbirine yakındır. Ancak bütün bu Türk kavimlerinin oturdukları yerlerin hava ve suyundan dolayı özellikleri biraz farklı olabilmiştir.


Reşidüddin bir kısım bilgileri yazılı kaynaklardan bir kısmını her kavmin bi-lenlerinden nakledeceğini söyleyerek şöyle devam eder: «Sahralarda oturan Türk kavimlerinin isimleri, Nuh Peygamberin oğlu olan Abulca Han’ın oğlu Dib Yaquy Han’ın dört oğlundan gelmektedir. Nuh Peygamber ona «Abulca Han» ku¬zey, kuzeydoğu ve kuzeybatı taraflarını verip göndermişti. DibBakuy’un oğulları Karahan, Orhan, Gürhan ve Küz-han idi. Karartanın oğlu ise Oğuz’dur.


Oğuzca tazı «kardeş ve amca çocukları dost olmuşlardı; Oğuz’un altı oğlu ve herbirinden dörder torunu oldu. Sağ koldaki oğulları Kün, Ay ve Yulduz Han sol koldakiler ise Kök, Tak ve Dingiz Han’dır. Oğuz’a uyan ve dost olan biraderzâde ve anıca çocukları da Uygur, Kanklı, Kıbçak, Karluk, Kalaç ve Ağaçerilerdir.


Oğuz’a dost olmayan amcaları Orhan, Küzhan ve Kür-han, kardeş ve oğul¬ları ile ilgili ayrıntılar bilinmiyor. Bunlar bugün Moğol diye anılacaklar ise de İlk ve asıl isimlen Moğol değildir, İlk kısım Celayir, Simit, Tatar, Merkit, Kürlevüt, Tolas, Tumat, Bulgacin, Kermucin, Urasüit, Tamgalık, Targut, Uyrat, Bergut. Kon, Telengüt, Köstemi, Uryanka, Konkan ve en sonda Sakayitler vardır. Bir de Taciklerin Moğol dedikleri Kireyit, Kayman, Öngüt, Tenkqut, Bekrin ve Kırkızlar sayılabilir.» (Prof. Dr. Tuncer Baykara, Ege Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Genel Türk Tarihi, s.346, Ankara 2002)

Ölümsüzlük axtaran Çingiz xan çinli alimə nə yazıb? - TARİXİ MƏKTUB

TÜRK GENÇLİĞİ YENİDEN TARİHİNE SAHİP ÇIKMALI, YALANLARI YIKMALIDIR


Bu giriş ve söylenenler halen tarihçilerimizi müspet yönde etkilemektedir. Halbuki bu iltifatın arkasında Türklerin aleyhine gizli emeller vardır.
Moğol hükümdarının Yahudi vezirine böyle bir nazariye yayımlattırmaktan maksadı, Cengiz İmparatorluğunun kurulduğu on üçüncü asra kadar Asya tarihinde hiçbir rol oynamış olmayan ve hatta bizzat Reşidüddin’in de itiraf ettiği gibi o zamana kadar tarihte ismi bile meçhul olan Moğol kavmini, bir anda tarih sahnesine çıkmasının getirdiği vaziyeti kalıcı kılmak için Asya’nın ve Dünya Tarihinin gelmiş geçmiş en büyük ırkı olan Türk Milletiyle yan yana getirerek Türk tarihinin iftihar edilecek mazisine iştirak ettirmek ve ayni zamanda kendi sönük nesebini eski Türk hakanlarının parlak geçmişlerine bağlamaktı. işte bundan dolayı üç büyük cilde baliğ olan «Camiüt-tevarih», İran Moğol idaresinin en çoğaltılması veya tıpkı yazımı için Tebriz «Rab’ı Reşidi» veyahut «Reşidiye» isminde yüz binlerle altına mal olan bir vakıf bile tesis edilmişti.


Timur’un oğlu Miranşah’ın kemiklerini Yahudi mezarlığına gömdürdüğü Reşüdiddin yazar.

Нет описания фото.

TÜRK TARİHİNİ TERS YÜZ ETMEK ÜZERE OLUŞTURULAN «YAHUDİ-ÇİN-MOĞOL TARİH ENCÜMENİ«

Çin vakayinameleri ancak Miladın on ikinci asrından itibaren onlardan bahsetmeğe başlamışlardı Geçen asrın büyük Türkologlarından «Abel Remusat», «Tatar dillerine ait araştırmalar» ismindeki eserinde bu vaziyeti şöyle izah etmişti :


«Çin müverrihlerinin eserleriyle sabittir ki, Moğol kabileleri derin «bir zulmet içinde yaşamışlar ve Cengiz Hanın tarih sahnesine çıkmasından önce «az çok bir şöhret kazanmış hiçbir reise bile sahip olmamışlardı». Bu vaziyette Moğolların o türedi devletleri için binlerce senelik Türk tarihini toptan ve birdenbire benimseyivermek, o asırların asalet zihniyetiyle meşbu insanlarına karşı siyasi bir zaruret hükmündeydi. Türk Moğol birliği işte bu koşullar altında -Moğollar tarafından Türk ırkı aleyhine-tertip edilen bir nazariye oldu.» (Abel Remusat”, “Tatar dillerine ait araştırmalar C. I, s. 13)


«Reşidüddin bu işi tek başına başarmış değildi: Cengiz’in torunu ve Çin imparatoru Kubilay’ın İran Moğol sarayında sefiri ve Moğol orduları başkumandanı Pulad Çeng-Siang, Gazan Han’ın emriyle bu resmi tarihin ana hatlarını Yahudi vezire dikte etti; bundan başka birkaç Moğol «ravi»si daha bulunarak Reşidüddin’e «Şifahi rivayet»ler ile ilgili olarak yardım ettirildi.»


«Fazla olarak Moğol sarayında tababet, heyet, tarih vesaire gibi ilimlerin hepsinde birden sahip olduğu iddiasında olan «Yük Sun» ve «Li Ta Çö» isminde iki Çin müneccimi de vardı. Bunlar da ellerinde bulunan bir Çin kronografisi ile Reşidüddin’e muavin tayin edildi.-Türk tarihini tars yüz etmek Türklere ait başarıları Moğollarla paylaştırmak üzere-bir Yahudi-Çin-Moğol tarih encümeni kurulmuş oldu. Reşidüddin bilhassa Moğol kumandanını rivayetlerini en küçük teferruatına kadar harfiyen kaydedip hiçbir noktasını tahkik ve tadil etmiyordu. (Blochet, “Reşidüddin’in Moğol tarihine methal” s. 95)

Hatta bundan dolayı, manzum bir Moğol şahnamesi yazmış olan «Şemsüddin-i Kaşani» isminde bir şair bile bu vaziyeti şu Farisi beytiyle tespit etmişti:
«Bu vaziyette «Pir» olan tabii Moğol generali ve «Mürit» de kalemiyle kanaatini Gazan Han’a kiralayan Yahudi vezirdi. Reşidüddin)in bu şifahi Kaynaklarından başka, bir takım yazılı mehazları da vardı: bunların en mühimi, «altan Depter=Altın Defter» ismindeki Moğol kitabıydı. Diğer «Evrak-u-tavamir» içinde en mühimlerinden biri de, kendisinin Yahudi olmak itibariyle metin ve tefsirlerine pek mükemmel vakıf olduğu Tevrat’tı. Zaten Türk ve Moğol oylarını birleştirirken Yahudilikten Müslümanlığa geçmiş olan «Yafes» efsanesinin bu müşterek mahiyetinden istifade etmişti (Tarihi mubareki Gazani, yaprak 10).

Çingiz Xan - Home | Facebook

Blochet’nin dediği gibi, o zamana kadar kendisi için tamamıyla meçhul bir mevzu üzerinde Moğol tezini müdafaa eden Reşidüddin efsane ve gerçekler yerine uydurdukları olaylar dışında başka bir gerekçeye dayandırabilecek vaziyette değildi (Blochet, s. 129 “Reşidüddin’in Moğol tarihine methal” s. 95)


Devrin bu sözde ilmi vaziyeti Türk ve Moğol ırklarını bir asılda birleştirmeye işte bu derece müsait vaziyette bulunuyordu. Para ile ilmi görüntü vererek kitap hazırlayan bu Yahudi vezir için, birbirine hiç benzemeyen Türk ve Moğol tiplerinin gözle görülen şekil ve renk zıtlığını ise az çok makul ve mantıki bir izahla gidermek gerekiyordu.


Reşidüddin, işte bu mecburiyetle mahut «İklim ve bir arada bulunma» nazariyesini ortaya attı; «Camiüt-tevarih»in «Tarihi mubareki Gazani» ismindeki birinci cildinin Ayasofya kütüphanesinde 3034 No. Da mukayyet Arapça yazma nüshasının 60 ıncı sayfasında, bilimsel olmaktan ziyade siyasi diyebileceğimiz bu teori şöyle tespit edildi:
Yani: «… Oğuz Han’ın Buhara, Mavera-ün-nehir ve İran havalisine geçmesinden itibaren, Türkmenler bu memleketlerde türeyip üreme ve Acemlerle karışmalarından ve su ile havanın tesiri altında kaldıklarından dolayı şekil itibariyle gittikçe Acemlerin şekillerini aldılar; ancak büsbütün Acem olmadıkları için Türk’e benzeyenler manasına gelen «Türkmen» ismiyle anıldılar. İşte bu sebepten dolayı bu isim tekmil Oğuz boylarına alem oldu; bütün Oğuz akvamı bu isimle anılıp şöhret buldu».
Hâlbuki o yıllarda ki İran’ın Acem halkı Soğd ve Toharistan gibi bölgelerden gelerek İran’a yerleşmiş — Afgan-Hindu Türk karışımı — biraz daha esmer tıknaz halklarla kendilerinden daha beyaz ve gösterişli Türklerin karışmasından oluşmuş bir topluluktur. Acemlerde beyazlık ve gösterişli bir güzellik bulunuyorsa bunun sebebi diğer unsurlar değil Türklerdir.Çünkü İran’ın aslını teşkil eden Medler Türktür
. Persler Medlerin içinden çıkmış bir uruğdur. Pers adı ortaçağdan sonra Batı’lıların verdiği bir addır.Med hükümdarlığı Büyük iskender’i kadar devam etmiş daha sonra Karadeniz bölgesinde yaşayan İskitler İran’a yerleşerek Part devletini kurmuşlar 550 sene devam ettirmişlerdir. Sasaniler de İran’da halihazırda yaşayan Türkmen unsurların çok az nisbettte Hindular ve Hindistan civarında yaşayan Türk kabileler ile karışmış topluluklardır. Dolayısıyla aslen Acem diye bir millet yoktur. Türk vardır. Bu sebeple Reşidüddin’in anlattığı acem masalı açıkça sırıtan bir yalandır.


Avrupalı sözde Bilim adamları bir yandan «Reşidüddin»denilen tarih uydurucusunu kaynak gösterirken diğer taraftan «Reşidüddin»’in ortaya sürdüğü saçma sapan Acem’e benzeme iddiası yerine daha saçma bir iddia ortaya atmaktadır. Bu iddiaya göre «Türkler Moğolllara benzer sarı ve çirkin tiplere sahipken Rum, Gürcü, Çerkez ve Ruslarla karışarak beyazlaştıkları iddiasıdır.


Hâlbuki 11-13.yy’da İran’da Acemlerle Oğuzların hiçbir ırkı ilişkisi bulunmadığı gibi Büyük Selçuklu devletinin yıkılmasına kadar varan Oğuz — Selçuklu zıtlaşmasının sebebi Büyük Selçuklu hükümdar ve çevresinin İran kültürü ve yöneticilerine gösterdiklerini yakınlıktır. Nitekim Büyük Selçuklu Devletini 1157 yılında yıkan Oğuzlar Acem şehirlerini yerle bir etmişler ve bir asırlık mağduriyetin acısıyla Acem kentlerinde temizlik yapmışlar kendisine Fars yakıştırması yapan Acemler İran’da bir kültür hareketi denilecek kadar sayıca azalmışlardır.


Büyük Selçukluların 1048’de Çağrı Bey zamanında Anadolu’ya başlayan ve 1071 Malazgirt zaferiyle ile hız kazanarak 14.yy’a kadar hızlanarak devam eden Oğuz göçleri ile Anadolu’nun dağına taşına Türk Mührü vurulmuştur.
Anadolu’da Rum, Gürcü, Çerkez ve Ruslarla karıştığı iddia edilen Oğuz Türkleri genelde Yörüklerden oluşmaktadır. Yörükler bu «Karışma» iddiaların ileri sürüldüğü 19.yy ile 20.yy başlarında bile dağlarda, obalarda, köylerde kasaba ve küçük şehirlerde kapalı toplumlar halinde yaşamaktadır. Yörüklerin çevre obalarla bile kız alış verişi bile pek bulunmamaktadır. M.Ö.’ki yıllara ait olması lazım gelen Oğuz destanlarında bile Türk tipi bellidir ve kendine beyaz diyen Avrupa’dan daha beyaz daha aridir. Avrupa dolikosefaldir.


Avrupa’da ki beyazlık nisbeti Türklerin M.Ö.8.000’den itibaren Avrupa’ya fasılalı olarak yaptıkları ve kalıcı olarak Avrupa da yaşamaları neticesinde oluşmuş bir beyazlıktır. Türkler Avrupaya gittiklerinde henüz Son Buzul çağından yeni çıkmış dolikosefal esmerce kısa boylu insanlar bulunuyordu.
Bu insanlar Brakisefal Türklere göre az miktarda küçük kafalıydı. Henüz mağarada yaşıyorlardı. Medeniyetten uzak hiçbir kültürü bulunmayan topluluklardı.

İngilis dilində Çingiz xanla bağlı maraqlı faktlar. Çingiz xan ...

Bölgeye gelen Türklerle karıştıkları nispette güzelleştiler. Sarışınlık beyazlık renkli göz geniş alın ve normal üzeri güzellik Türklere has özelliklerdir. Kısaca Batı beyazlaşmışsa güzelleşmiş ise bunu Türklere borçludur.

Batı bunları bilmekte midir?

Tabii ki bilmektedir.

Çünkü 1850’lere kadar bahsettiğim bu hususlar Batılı bilim adamları tarafından kaleme alınmıştır. Türklerin mezarları ve kemikleri incelenmiştir. Türklerin kültür ve medeniyetinin ne kadar yüksek düzeyde olduğu kitaplarda yazılmış, Türklerle ilgili “Turan” nazariyesi ortaya atılarak Türklerin Asya Avrupa Mezopotamya ve Anadolu’da Büyük Turan’ı kurduklarından bahsedilmiştir. Bunlar Batı’da kaleme alındığında Türkler 400 çadırdan devlet menkıbesine inanıyor öncesini bilmiyordu. Bu kısmı daha önceki 4-5 yazımızda ayrıntılarıyla anlattık.

Tüm bunlara rağmen Batı7da 1875’den itibaren Şark meselesi yeniden canlandırıldı ve Şark meselesinin bilimsel ayağının oluşması için Türklerin tarihsel bakımdan, Irkları bakımından ve kişisel özellikleri bakımından kötülenmesine karar verildi. Bu konuda
Türklerle Batı’nın Türkleri kötülemede bulduğu yol «Türklerin Moğollar ile aynı ırka mensup olmaları» dır.

Sevgili Okurlar,
Türkler Asya’nın hükümdarı olmuşlar Kore’den Hazar’a kadar uzanan muhtelif kavim boy ve Ulusları devletlerinin bünyesinde toplamışlardır. Kendisine baş eğen toplulukların içerisinde o zamanlar Türklere 2.000 Km uzakta hayvancılıkla geçinen küçük bir kabile olan Moğollar da bulunmuştur. Ancak Moğolların bulundukları mesafe, o yıllardaki nüfusu ve toplum olmanın üzerinde bir boy, budun veya ulus özelliği taşıyacak güçte olmadıkları için Türkler tarafından dikkate bile alınmamışlardır. Bu sebeple Türkler ile Moğolların tarihin bazı dönemlerinde az miktarda ilişkileri bulunmuş olabilirse bile bu ilişkinin dikkate alınmayacak bir ilişki durumunda kaldığı görülmektedir.


Tarihe bir göz atacak olursak Hunlar ve Göktürkler ve sonrasında kurulan Türk devletleri büyük Cihan devletleriydi. Ancak Hunların ve Göktürklerin veya Selçuklu tasvirlerinin Moğollar ile alakası bulunmadığı gibi o tarihlerde Moğol ırkının tarih sahnesinde yer aldığına dair hiç bir kaynak bulunmamaktadır. Moğolların tarih sahnesine çıkışları ile ilgili ilk kaynak Çin de görülür ki oda Cengiz Han zamanı ile ilgilidir.

Moğollar boş buldukları Ötüken’e gelip yerleşmişlerdir. 200 yıl kadar bir süre içerisinde çoğalmışlar Ancak Ötüken’in Göktürk’ler ve Uygurlar zamanından kalma soylu Türk ailelerin sayesinde yavaş yavaş kıpırdamaya başlamışlardır. Nitekim Moğolların Türkler ile yegane ilişkisi Türk asıllı Cengiz Han döneminde kurulmuş Türk Moğol İmparatorluğu döneminde olmuştur. Konu başlığı halinde anlatacağımız Cengiz Han, devletin kuruluşunu bulunduğu çevreyle başlatmış Türklerle tamamlamış, Moğolların yöneticisi göründüğü Türklerin hakim unsur olduğu bir cihan devleti kurmuş bu devletin halkları da bir süre sonra Türk hüvviyetini yeniden kazanmış az sayıda ki Moğol unsurlarda Türkleşmiştir. Ancak Moğollarla Türklerin eski tarihlerinde böyle bir birliktelik husule gelmemiş Irk karışması veya müşterek tarih söz konusu olmamıştır.

Ancak son 80 yıldır özellikle Milliyetçi yazarlarımız tarafından Batı’nın tesiriyle oluşan zorlama iddialarla Avarlar bile Moğol yapılmakta tarihte Moğollara haritalarda yer bile bulunmaktadır.

REŞİDÜDDİN CAMİÜT-TEVARİH’İ PARAYLA YAZDIRMIŞ


Reşidüddin’in diğer kitabı «Tarihi mubareki Gazani»nin ona ait olmadığı ve kendi namına neşredildiği «Edgard Blochet» in incelemesiyle meydana çıkmıştır. Bu yazarın «Reşidüddin’in Moğol tarihine methal» isimli eserinin 133 ve müteakip sahifelerinde izah edildiği gibi, «Tarihi Mubarek»in asıl müellifi Ebul-Kasım Abdullah ibni Ali Mehemmed-ül-Kaşani’dir. Reşidüddin devrinde Moğol idaresinin memurlarından olan bu mağdur adam, Yahudi vezirin hırsızlığını muhtelif eserlerinde bütün tafsilatıyla anlatmıştır. Nitekim «Blochet» in aynen iktibas ettiği izahlarından biri şöyledir : (Blochet, s. 129 “Reşidüddin’in Moğol tarihine methal” s. 95)

«Yani: Türk takvimindeki üçüncü ayın altıncı gününe müsadif olan «şevval ayının beşinci Pazar günü «Urtu-Khata» Horasan’dan geldi; gene bu ayın onuncu Cuma günü İran veziri «Hace Reşidüddin» bu biçare yazarın telif ve tasnif etmiş olduğu bir eser olan «Camiüt-tevarih» ismindeki kitabı bazı dolandırıcı Yahudiler vasıtasıyla padişaha arz ve takdim etti ve buna mükafat olarak elli Tuman — yani bir milyon dinar-kıymetinde mülkler, köyler ve çiftlikler aldı. Bu emlakten her sene kendisine gerek vergi ve gerekse mahsulatın en ala kısımlarının bedeli olarak emin ve sağlam surette yirmi Tuman yani dört yüz bin dinar temiz para gelmektedir. Kendisi bu parayı kitabın bu kitabı tasnif eden yazarıyla yarı yarıya paylaşacağını evvelce vadetmiş olduğu ve kitabın asıl yazarı bu esiri ikmal için yıllarca uğraşıp fevkalade bir gayretle uğraşarak çalıştığı halde kendisine bir para bile vermemiştir.»

Çingiz xan və Monqolustanın birləşdirilməsi » Azerbaycan dilinde ...

Beyit: «eziyeti ben çektim, ancak efendim onu kendi hesabına geçirdi, Reşidüddin bu yüzden birçok teveccühlerle ikballere nail oldu…»

Bu mağdur müellif o gaddar Yahudi’nin burada gördüğümüz hırsızlık hikâyesini muhtelif eserlerinde tekrar etmiştir. Reşidüddin’in bu suçu yalnız istikbale intikal etmekle kalmayıp kendi zamanında da teşhir edilmiş ve mesela rakibi olan vezir «Sadeddin» onu Sultan Olcaytu’nun huzurunda «Hilekâr, sahtekar ve arabozucu olmak ve gizlice Yahudilik ve büyücülük» etmekle itham etmişti (Blochet, s. 8, 9 ve 152)

Blochet şöyle diyor: «Nitekim ‘Tarihi mubareki Gazani’nin hakiki yazarı Abdullah ül-Kaşani’dir ve açıkça görüldüğü gibi Reşidüddin bu kitabı pek cüzi bir takım tadilatla külliyatına birinci cilt olarak ilave etmiştir.» (Blochet s. 150-151)

Reşidüddin’in adi bir intihalden çok ağır olan bu eser hırsızlığına bir din sahtekârlığı da ekleniyordu Reşidüddin’in Sahte bir Müslümanlıkla örtmek istediği Yahudiliği herkesçe malumdu; hatta bundan dolayı sonraları Timur’un oğlu «Miranşah» onun «Reşidiye» deki kemiklerini Müslüman mezarlığından kaldırtıp Yahudi kabristanına bile koydurmuştu Bütün bunlar bu adamın para için her şeye tenezzül edecek bir tıynette bulunduğunu göstermesi itibarıyla eserinde en az nispette bile ilmi bir kanaat gölgesi aramak bu sahtekârın soy ve ırk bahislerine itimat etmek lüzumsuz bir uğraş olacaktır.

İşte Moğollar ile Türklerin aynı soydan geldiğinin senaryosu böyle bir sahtekârın eliyle yazılmış bir yalanlar dizisidir. Bundan sonra bu senaryo üzerine yine aynı dalkavukluk ve çıkar hesapları ile düzmece kitaplar yazılarak bir külliyet ortaya çıkmıştır. Türkler tarih yapmış sahtekârlar tarih yazarak Türklerin tarihinden Moğol efendilerine pay çıkarmışlardır.

CAMİÜT-TEVARİH YÜZYILLARCA YILLARCA İKTİBAS EDİLİYOR


16 ve 17.YY’larda «Hamdullahül-Müstevfi-l-Kazvini «Tarihi güzide»yi, Şerefüddin Ali-i-Yezdi «Zafername-i-Timur Kürkan»i, anonim bir müellif «Muizz-ül-ensab»ı, Kemalüddin Abdürrezzakibni İshak – is – Semerkandi «Matlaus – sa’deyn»i, Mirhond «Ravzat-üs-safa»yı ve Hondmir’ de «Habib-üs-siyer»i yazdı; kalemlerini para ile satıp, Reşidüddinin ırk ve soy nazariyelerini hemen aynen tekrar etmekten başka bir şey yapmadılar

Bu dalkavuk yazarlarla beraber Timur’un torunu Sultan Uluğ Bey ibni Şahruh’da «Ulus-ı-erbaa-i Çingizi» isminde ve ayni mahiyette bir eser vücuda getirdi. Cengizin torunlarından Ebul-Gazi Bahadır Han’ın»Evşal-i-Şecere-i Türki» ismindeki bir sonraki kitabı da konumuz itibarıyla «Camiüt-tevarih» in hulasasından başka bir şey değildi. Bu yazarlar dairesine dâhil olan bütün müellifler Türk ve Moğol ırklarını birleştiriyor ve bu suretle Cengiz’le (Timur)un soyunu «Oğuz» soyuyla karıştırıyorlardı.

Hâlbuki Türk tarihinin Cengiz öncesi dönemlerinde Oğuzlar ve Moğollar bir arada yaşamadığı gibi Moğolların geldiği bölgelerde bir kaynaşma olmamış Oğuzlar Anadolu’ya göç etmişlerdir. Hun Göktürk ve Uygurların Tüm Asya’da hüküm sürdüğü yıllarda ise Moğolların adı sanı bile yoktur. Çin yıllıklarında bile Moğol adına 12.yy’da pek rastlanılmaktadır.

Reşididdün’den sonra onu taklit ederek yazılan bu eserlerde Hanedan hükümdarlarının emirleriyle yazılmış ve Doğu Bilimcisi Blochet’nin «Introduction a l’histoiredes Moğols de Fadl-Allah Rashided-din» ismindeki eserinin muhtelif sayfalarıyla Lucien Bouvat’nın «L’Empire Moğol» ismindeki eserinin 26 ıncı ve 119 uncu sayfalarında açıkça izah edildiği gibi soylar tahrif edilip ırklar birbirine karıştırılmıştır. Leon Cahun «Asya tarihine methal» ismindeki meşhur eserinin 205 inci sahifesinde bu hakikati şöyle izah eder: «Asya imparatorluğu Türk ve Moğol milletlerinin hâkimiyeti altında büyük «Cengiz Han» tarafından birleştirildiği zaman, devletin resmi müellifleri birtakım siyasi sebeplerden dolayı imparatorlarına öyle bir soy ağacı uydurdular ki bunda eski Türk hanedanlarıyla yeni Moğol hanedanının isimleri mütekabil nakiller ve iktibaslarla yan yana getirilerek hep bir arada görülüyordu.»

TURAN TV - Çingiz xan və nəvəsi Hülakü xan (Elxanilər... | Facebook

REŞÜDİDDİN’İN YALANLARI OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE ETKİSİNİ SÜRDÜRMEKTEDİR.

Sevgili Okurlar,
Türkiye’de medrese zihniyetiyle Arap ve Acem kültürünün hakimiyeti sebebiyle bu Moğol propagandası bilimsel izahlar görüntüsü altında Türk ellerine sokmuştur. Mesela İkinci Murat devrinde Türk tarihçilerinden Yazıcı zade Ali efendi «Tarihi Ali Selçuk» adındaki Türkçe eserinin Oğuz ırkından bahseden birinci kısmında Reşidüddin’i kaynak alarak: «Bekavli hükemayı Hatay ve Uygur ve muhasibanı Türkan-u-Mogol şöyle naklederler ve dahi bunun üzerine müttefiktirler» ibaresiyle Türkleri Moğol ırkına mensup gösterirken düştüğü hatanın tabii farkında bile olmamıştı.
İstanbul’un fethinden (Kanuni) devrinin sonlarına kadar klasik Osmanlı tarihinin tespit edildiği devirde yetişmiş resmi tarihçilerle soy bilimcilerinin bir çoğu da bu Moğol ve Acem hurafelerinin niteliğini ve niceliğini dahi anlamadan tesirleri altında kaldılar.


Ancak eski devirlerde Acem kültürüyle Doğudan giren bu uydurma nazariyeler, yeni şekilleri de on dokuzuncu asırdan itibaren Avrupa kültürüyle beraber batıdan gelmeye başladı. Onun için Doğu tesiri altında kalan eski yazarlarımızla batı tesiri altında kalan yeni tarihçilerimizden birçoklarını Türk ırkı hakkındaki kabulleri arasında büyük bir fark olmadı.

Medrese devrinde olduğu gibi, Darülfünun devrinde de eski Türkler Mongoloit sayıldı. Mesela Şehbenderzâde Ahmed Hilmi, İslâm Tarihi adlı meşhur eserinde «Moğolları da büyük Türk ailesinin bir kolu ve sarı ırkın bir şubesi» olarak değerlendirmekteydi. (Ahmed Hilmi (Şehbenderzâde), İslâm Tarihi, Doğan Güneş Yayınları, İstanbul, 1971,s.457)

.Ahmed Hilmi 1911 yılında yazdığı Kan Birliği, Din Birliği adlı şiirinde: «Türk ulusu bin obaya ayrılır. Kimi Kırgız, kimi Tatar çağrılır. Kimi Özbek, kimi Uygur ya Kaçar kimi Moğol, kimi Fin ya Macar. Bir babanın oğulları, yandaşı, değil miyiz hepimiz kan kardaşı» diyordu. (Uğur Uçar, Şehbenderzâde Ahmed Hilmi’de Türklük Tasavvuru, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2009 s. s.57, 75–78)

Bu yanlış kanaati Cumhuriyet döneminde sürdüren tarihçilerden birisi de Zeki Velidi Togan’dır. Son 4-5 yazımızda anlattığımız gibi Zeki Velidi’nin 1.Türk tarih Kongresinde Barthold ve Batılı sözde tarihçilerin tesirinde kalarak öne sürdüğü tezler Reşid Galip, Sadri Maksudi Arsal ve Şemseddin Günaltay gibi bilim adamlarının yoğun eleştirisine sebep olmuş bu eleştiriler kongre salonun da Zeki Velidi aleyhinde tepkiye dönüşmüş Zeki Veli bu tepkilerin tesirinde kalarak Yurt dışına gitmiş veya gönderilmiştir.
Ancak Atatürk’ün ebediyete intikalinden bir yıl sonra ancak yurda dönebilen Zekil Velidi Togan eski iddialarını dillendirmeye devam etmiştir.

TÜRK VE MOĞOL DİL BİRLİĞİ VE BERZERLİĞİ İDDİALARI


Irk itibarıyla olduğu gibi, Dilbilimi itibarıyla de Türk ve Moğol dillerinin ayni asla mensubiyeti hakkındaki nazariyeyi Doğu da ilk defa olarak yine Reşidüddin ortaya atmıştır.

Prof. Dr. İ.Hami Danişmend’in bu konuda ki tespitlerini aynen aktarıyoruz:
Bu dil nazariyesi, Camiüt-tevarih’in Arapça nüshasının 23 üncü sayfasında yani. «Türklerle Moğollar ve bunlara mensup şubeler birbirlerine benzemekle beraber dilleri de menşe itibarıyla birdir» şeklinde tespit edilmiştir. Yine ayni eserin «Topkapı» sarayındaki «Revan odası» kütüphanesinde 1518 No. Da mukayyet acemce nüshasının 14 üncü sayfasında Türklerden bahsedilirken. Yani. «Bunların görünüşleriyle dilleri Moğolların görünüşleriyle dilleri gibidir» denilmekte ve ayni nüshanın 30 uncu sayfasında de ayni nazariye yani: «Moğol kavmi umum Türk kavimlerinin bir koludur ve bunların görünüşleriyle dilleri de birbirine benzer olup bu ırkın tamamı birden Nuh Peygamber Aleyhisselamın oğlu (yafes)in neslindendir» tarzında tekrar edilmektedir.

Ancak (Reşidüddin) bu dil birliği nazariyesini yalnız böyle tespit ve tekrar etmekle yetinmeyerek ırk meselesinde verdiği şekilde bir sürü izahat vermeye ve birtakım kendi kanısına uygun deliller göstermeye teşebbüs etmemiştir.

Reşüdiddin Türk Moğol Dil birliği iddiasını Türk ve Moğol dillerinin karşılıklı birbirinden alıp verdikleri kelimelere istinat ettirmek istediği tahmin edilebilir. (Reşidüddin)in yolundan gidenlerden bazıları da bu hususta tamamıyla ona tabi kalmışlardır. Halbuki kendisiyle çağdaş olan (Endülüslü Ebu-Hayyan) bu meseleden hiç bahsetmemiş ve «Kitab-ül-idrak li-dil-il-Etrak» ön sözünün 6 ıncı sayfasında açıkça belirtildiği şekilde Türkçe’ye yalnız Acem ve Türkmen lehçelerinden geçen sözcükleri tespit etmekle yetinmemiş olduğu gibi, eserini «Camiüt-tevarih» ten bir asır sonra yazmış olan «İbni Mühenna»da Acem, Türk ve Moğol dillerine ait lügatinin 230 uncu sayfasında Reşidüddin’in nazariyesini üstü kapalı olarak çürütecek bir ifade kullanıp Türk ve Moğol dillerindeki müşterek sözcüklerin komşuluk münasebet ve ihtiyaç gibi sebeplerle Türkçe’den Moğolcaya geçmiş şeyler olduğunu açıkça belirtmiştir.


Doğu ilim dünyasında Türk-Moğol dil birliği nazariyesi Reşidüddin ve onu izleyenlerin teşkil ettikleri dairenin dışına çıkmamaktadır.
Zaman itibarıyla bu daire devrinden evvel yazılmış İslam eserlerinde bu dil nazariyesine esas olacak ilmi ve kati bir kayıt aramak gereksizdir.

Her ne kadar (kaşgarlı Mahmut) Moğolların Yahudi vezirinden takriben bir buçuk asır evvel «Divan-ı Lügat»ın birinci cildinin başlangıcında adıyla andığı Moğolları da bu camiaya dahil göstermişse, de o, bu tasnifi tamamıyla coğrafi bir esasa göre tertip etmiş, yani bu hususta eski Arap coğrafyacılarının umumiyetle Asya ve bilhassa Türk dünyası hakkındaki belirsiz bilgisini esas tutmuş ve hatta Çin’i bile bu daireye alarak genel bir harita dahi çizmiştir.

Ancak buna rağmen, kitabın 30 uncu sayfasına da dil itibarıyla Moğol lehçelerini Türk dillerinden sarih olarak ayırmış, Moğol topluluklarının ayrıca dilleri olduğunu ve bununla beraber «Türkçe’yi beğenmekte olduklarını ancak asıl Türkçe’nin Oğuz, Kıpçak, Kırgız vesaire gibi Türk milletlerinin müşterek dilleri olduğunu kati surette açıkça belirtmiş ve hatta Divan’ın bütün ciltlerinde Oğuzcayı genel Türkçeden bile büsbütün ayrı bir lehçe olarak mütalaa etmiştir. Bundan dolayı bu durumda Reşidüddin’i ırk birliği gibi dil birliği nazariyesinin de yanlış olduğu ortadadır.

Çingiz Xan süvarilərinin Azərbaycandakı obaları

TÜRKLERLE MOĞOLLARIN IRK VE SOY BENZERLİĞİ YOKTUR

Sevgili okurlar,
Türklerle Moğollar arasında ne dil bakımından, en de etnoloji bakımından bir benzerlik bulunmamaktadır.. Türklere ve Moğollara ait ırki tasvirlerin farkını anlamak için Moğollar hakkında verilen tarihi kayıtları kısaca nakle lüzum vardır. Gürcü, Ermeni ve Avrupalı çağdaş müelliflere göre. «Başarılı büyük, burunları ezik, derileri beyaz, saçları siyah, gözleri çekik, boyları, kol ve bacakları küçük ve sağlam, sakalları çok az ve çenelerinde, sesleri ince ve keskin» olarak tasvir edilir. Filhakika Moğolların sakalları sayılacak kadar az olduğuna dair ifadeler Müslüman tarihçileri tarafından da teyid edilmiş ve mesela Kaydu Han’ın yüzünde dokuz tane kıl bulunduğu belirtilmişti. Bu kayıtları toplayan D’Ohsson’a göre gözleri siyah ve kapalı, yanak kemikleri fırlamış, burun kısa ve yassı, dudaklar etli, sakal seyrek, boy orta, omuz geniş, yüz ve kafa yuvarlak, renk zeytuni ve başın tepesinde saçlar tıraşlıdır. Bu karakteristik vasıflar bugünkü Moğollarda, Kalmuk ve Buryatlar’da da aynen muhafaza edilmiştir.

XIII. Asra mensup Fransız tarihçisi Vincent de Beauvais, Plano Karpini ve Rubruck Türkleri ile Moğollar arasında, dil ve kültür farkları yanında, kıyafetlerde ayrılıklar olduğunu belirtmişlerdir. Mesela, «Türkler elbiselerini sol üzerine ilikledikleri halde, Tatarlar sağa ilikler» ki Türkler bu hususta Çinlilerden de ayrılırlar. Türkler saçlarını uzattıkları halde, Moğollar başlarının üstünü alınlarına kadar tıraş ederlerdi. Eski Türkler gibi ilk Selçukluların da saç örgüleri bulunduğunu İslam ve Hıristiyan kaynakları belirtmişlerdir. Türkler ile Moğollar arasında ırk, dil, kültür, inanç, siyasi ve içtimai teşkilat ve zihniyet bakımlarından da pek çok farklar olduğunu biliyoruz.)

Büyük Türk milletinin idaresinde ve tesirinde kalan Finogur’lar, Macarlar, Slav (Saklab) kavimleri gibi, Moğol ve Kıtaylar da ortaçağlar boyunca Türk sayılmıştı. Bu sebeple Türklerin ırkına dair vasıflardan bahseden yabancı tarihçilerin kendilerine benzeyen değil, çok farklı olan Moğol hususiyetlerini Türklere atfetmeleri tabii idi

Türk tarihine ait eseri klasik sayılabilecek bir şöhret almış olan Fransız Türkologu (Leon Cahun) 1896 da neşrettiği «Introduction a l’histoire de l’Asie» ismindeki kitabın 37.nci sahifesinde Türk, Moğol, Fin, Macar ve Mançu gruplarından bahsederken, Avrupalıların irsi bir anane haline gelen bu etnografya nazariyesini: «….bütün bu insanlar, başka milletlerle ihtilat edip değişmedikçe, hep ayni çehreye maliktirler» şeklinde ifade etmekte ve ondan sonra da bu müşterek ve umumi çehreyi bütün şu Mongoloid özellikleriyle anlatmaktadır. Siyah ve sert saçlar, seyrek sakallar, dar ve kara gözler, dolgun yüzler, sarı çehreler, çıkık elmacıklar, tostoparlak başlar ve tıpkı Japonlar gibi kısacık boylar…»


«Leon Cahun» kitabının 38 inci sahifesinde ise «Bu müşterek ve umumi Türk, Fin, Moğol, Macar ve Mançu» tipinin başka milletlerle karışarak, yaşam biçimi ve toplumsal çevre gibi etkenlerin tesiriyle bazı memleketlerde tamamıyla değişmiş olduğundan» bahsetmektedir.

Batılı bilginler Mongoloid nazariyesini ileri sürerken Asya bilim sahasında Türk varlığına duyulan husumet nedeniyle yazdırılan bu gün eski kaynak kabul edilen kitapları cımbızla bulmuşlar yine aynı husumet ve açıkgözlüğü yansıtan kitapçıkları nazariyelerine mesnet olarak kullanmışlardır.

MOĞOLLAR MAZLUM BİR MİLLETTİR. MİLLİ DAVALARINA SAHİP ÇIKMALIYIZ


Sevgili Okurlar,

11 Mayıs tarihli yazımızda belirttiğimiz gibi şüphesiz Moğollar da, Çinlilerde veya Uzak doğu ülke insanları da fiziken güzel insanlardır. Hiç bir millete veya topluluğa karşı husumetimiz, kötü gözle bakmamız söz konusu bile olamaz.

Hatta Cengiz’in ölümünden bir asır geçmeden Moğolların devlet kurduğu toprakların içerisindeki Türk komutanlar eliyle idare eder hale gelmesi az sayıdaki Moğol unsurların Türkleşmesi sebebiyle Moğollara sempati ile bakarız. Ancak bu etkileşimin Türk soyuna etkisi %1 nispetinde bile değildir. Bu oranın ileride “melezlik nazariyesi”nde izah edeceğimiz gibi Türk ırkına etkisi söz konusu olmadığı görülecektir.

Kaldı ki aynı (ihtilat) Evlilik yoluyla karışma Moğolistan’a tekrar göç eden nüfus üzerinde de söz konusu olup Moğolistan’ın nüfusunun çok az 3 Milyon civarında olması sebebiyle etkisi onlarda çok daha fazladır.

Bizim burada bahsettiğimiz hususlar Moğollar’ın tarihte bir Yahudi Çin encümeni kurmak suretiyle, Batılıların Hint Avrupa teorilerinde olduğu gibi Türklerin tarihteki başarılarına ortak olmak bir kısmına kendilerine mal etmek için yazdırdıkları ve bu gün bile tarihçilerimizin sanki baş kaynakmış gibi ele aldıkları «CAMİÜT-TEVARİH» adlı kitapta yazılanların düzmece olduğu, bu kitabın ve ardılı olarak hazırlanan tüm kitapların Türk milletinin muazzam tarihini Moğollara devşirmek için bilerek veya bilmeyerek hazırlanmış bir yalanlar dizisi olduğunu anlattık.


Ancak bu yazdıklarımız Türk tarihi üzerindeki örtüyü kaldırmak Türklerin muazzam tarihlerini gölgeleyecek,ortak olacak veya kendilerine mal etmek isteyenlerin -geçmişte yaşanmış olsa bile- maskelerini indirmek içindir.
Cengiz Han sonrası ilişkilerimiz sebebiyle Moğollar Türkleri severler. Bizde Moğolları severiz. Geçmişte bir takım üzüleceğimiz olaylar yaşanmışsa da bu günkü 7600 yıl önce geçmiş bu olayların hesabını bu günkü Moğollardan sormamız elbette düşünülemez. Moğollar ile tıpkı Uygurlar gibi Çin işgali altında mazlum ve mağdur bir halk durumundadır. Bu sebeple onların sorunlarıyla ilgilenmek onlara yardımcı olmak tarihteki münasebetlerimiz bakımından çok önemlidir.Ancak bu münasebetlerimiz sınırlıdır. Türkler Moğollar ile ortak bir tarihe sahip olmadıkları gibi Moğolların Türk olduğu iddiaları tamamıyla yanlıştır.


İleri ki yazılarımızda bu konulara tekrar değinecek,Türk Yurdu Ötüken’i,Tarihte Türk Tipinin nasıl olduğunu anlatacağız. Ancak şimdilik konu değişimine gidiyor güncel önemine binaen sıraya aldığımız diğer konuları anlatmaya devam edeceğiz.

Böyük Monqol Xaqanlığının gizli qəhrəmanları – 1 Subutay Bahadır

Değerli Arkadaşlarım,
Dünkü yazımızda Hergün ve Ortadoğu gazetelerinin kurucularından Kıymetli Ağabeyimiz Sn Çetin Saraçoğlu ve Değerli Kardeşimiz Orkun Saraçoğluyla birlikte “djital gazete ve Tv” yayını yapmaya karar vererek çalışmaları başlattığımızı dile getirmiştik. Bu konudaki çalışmalarımız hızla devam ediyor inşallah 20 gün içerisinde yayına başlamış olacağız. Ad konusunda arkadaşlarımızdan gelen iletileri dikkate alıyor patent hakkı başta adların kullanılabilirliğini inceliyoruz.
Arkadaşlarımızın mesajları ve yorumları ile gösterdikleri ilgi ve destek bize şevk verdi yaptığımız işin doğruluğuna inanarak daha bir gayretle çalışmaya sarıldık. Tüm değerli Arkadaşlarımıza ayrı ayrı teşekkür ederiz.


300 milyona ulaşan ve sınırlarımızdan Asya steplerine kadar uzanan bir coğrafya üzerine 13 milyon km2’de yerleşmiş, ortak dil ve kültürü paylaştığımız soydaşlarımızla, Türklük; önemli bir evreni oluşturmaktadır. Bir kısım siyasal partiler ve yöneticiler, bu gerçeğe arkalarını dönmüş olsalar bile, Sosyal Medya’da tavizsiz vatansever duruşa sahip değerli arkadaşlarımızın gayretleri, Türk Dünyasında yaşayan Kardeşlerimizle olan ilişkilerimizin ve birlikte sahip olduğumuz muhteşem kültür varlığımızı ve değerlerimizin gelişmesine bizleri bir arada tutmasını sağlamaya devam edecektir.


Tarafımız Türklüktür. Ülkenin birliği vatanın bölünmez bütünlüğüdür. Tüm vatansever partilere aynı mesafedeyiz bu mesafemizi yayın hayatımız boyunca sürdüreceğiz.


Tüm vatanseverlerin Tarihi, Kültürel ve ekonomik yönden birleşeceği, en doğru düşünceyi ortaya koymayı hedefliyoruz. Tarihten aldığımız ve alacağımız doğru bilgiler ile geleceğimizi doğru yorumlamanın önünü açmamız gerektiğine inanıyoruz.


Dileğimiz milli meselelerimize, milli kültürümüze duyarlı, yüksek Türklük şuuruna sahip, Atatürk’ün Türk Gençliğine hitabının idrakinde bir gençlik yetişmesine katkı sağlayabilme umududur.


Değerli arkadaşlarımıza çalışmalarımızla ilgili bilgi vermeye devam edeceğiz.

Tüm Değerli arkadaşlarımıza mutlu huzurlu sağlıklı ve güzel bir gün diliyorum.

Sevgiler Saygılar selamlar.

15.05.2020 Saat 06.00

Bu xəbəri paylaşın:
  •  
  •  
  •  
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •