NASIL BİR TARİH ANLAYIŞI?

На изображении может находиться: 1 человек, стоит

TANER ÜNAL

TÜRK TARİHÇİLERİNİN GENEL YANILGILARI NELERDİR.
TÜRK TARİHİNİN ANLATILMAYAN GERÇEKLERİ NELERDİR?
İRAN TARİH BOYUNCA TÜRK YURDU OLMUŞTUR.
MEDLER, PARTLAR, ARSAKLILAR, TÜRK KAVİM DEVLETLERİDİR.

Sevgili Okurlar,
1.Türk Tarih kongresinin galibi Dr. Reşid Galip olmuştur ancak Zeki Velidi Togan ve Batılı tarihçilerin Türk tarihi üzerindeki etkisiyle yetişen Tarihçilerimizin pek çoğu Zeki Velidi Togan’ın Türk tarih Kongresindeki görüşlerinin devam ettiricileri olmuşlardır.
Bu gün adım adım ve fasılalı olarak varılan nokta «Sözde İslamcılık» adına aleni Türk düşmanlığına kadar varmış ise bu yolu açan Zeki Velidi Togan olmuştur…

Bu yanlış eğitimin tesirinde kalmış, yüzlerce kitap yazan akademisyen bulunduğu gibi samimi tarihçilerimiz bile Batının maksatlı teorilerinin ve Zeki Velidi Togan’ın Batılı ve Rus teorisyen-Tarihçilerin adeta sözcülüğünü yaparak 1.Türk Tarih Kongresinde ifade ettiği hususların tesirinde kalmışlardır.

Nitekim Selçuklu Tarihi konusunda tartışmasız kaynak kabul edilen Mümtaz Bilim adamımız Prof. Dr. Mehmet Altan Köymen’in makalelerinde bile bu tesir görülmektedir.

Prof. Dr. Mehmet Altan Köymen «Türk Tarihinde Kültür Mücadelesi» isimli makalesinde şunları söylüyor: «Türkler, idare ettikleri geniş halk kitleleri üzerinde ince bir tabaka teşkil ediyorlardı. Bu yüzden, Arap kültür çevresinde hakim olan Türkler Araplaşmaya; İran kültür çevresinde hakim olan Türkler ise, İranlılaşmaya başladılar ve kısa zamanda siyası hakimiyetlerini de kaybettiler» diyor. (Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen, TKAE Ekim 1966, «Türk Tarihinde Kültür Mücadelesi», Cilt: IV Sayı: 48 Sayfa: 1119-1120)

Нет описания фото.

Ancak bu görüş kıymetli hocamızın makalesini hazırlarken dayandığı kaynaklardan da görüleceği gibi Batılı ve Rus tarihçilerin Türk Milletine empoze etmeye çalıştığı bir görüştür. Kongrede Zeki Velidi Togan’ında tebliğinin ana konusu olan bu görüş, Bu Türk tarihi ve Türk Milleti için fevkalade zararlıdır.

Ancak bu zararlı görüş bu gün Zeki Velidi Togan ve onun takipçisi tarihçilerimizin etkisiyle Türk gençlerinin zihinlerine yerleştirilmiş olup Türk Milleti tarih boyunca diğer milletlerin üzerinde örtü gibi zaman zaman yerleşip dağılan işgalci bir topluluk olarak hafızalarda yerini almıştır.

Türkler tarih boyunca diğer milletler ile kıyaslanamayacak kadar yoğun bir nüfusa sahip olmuştur. Türkler nüfus olarak bütün medeni milletlerin kaynağını teşkil eden onların tarih sahnesine çıkmasını temin eden bir millettir.

Binlerce yıl birçok büyük devlet kuran ve bu kurulan devletlerde yoğun bir nüfusa sahip olduğu son zamanlarda yapılan kazı ve araştırmalarda ortaya çıkan Türkler acaba yoğun bir Türkleştirme politikası mı güdüyorlardı

Tabii ki hayır! Türklerin en zayıf yönü Atatürk’ün dediği gibi «Başka milletlerin kültürlerine riayet etmesi» ve zamanla kimlik kaybına uğrayarak bu milletlerin arasında kaybolup gitmesi idi.

Türkler tarih boyunca bulundukları topraklara bir örtü gibi yerleşmemişler nüfus yoğunluğu ile yerleşmişlerdir. Nitekim tarihle uğraşan herkes bilecektir ki bir medeniyetin kurucusu veya yayıcısı hiçbir topluluk yurt edindikleri topraklarda nüfus ekseriyetine sahip değillerse tutunamazlar. Türkler; bir kısım tarihçilerimizin hayal ettikleri gibi Çin’de, İran’da veya defalarca göç ettikleri Avrupa’da bir işgal ordusu veya askeri bir güç olarak bulunmamışlar, toplumun her kesiminde hem düzenleyici hem de en fedakar bir biçimde çalışanı olarak yer almışlardır.


Bu gün İran dediğimiz topraklar; Yakın bilineni (Türk) Elam tarihinden başlayarak, (Türk) Med’lere, (Türk) Part’lara yurtluk etmiştir. Şu anda İrani sayılan “Acem” ulusunu meydana getirenlerin içerisinde yine çoğunluk Türklerdedir. Selçuklu, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Safevi Devleti dönemleri Türklerin yoğun olarak yaşadığı dönemlerdi. Safevi devleti başlı başına bir Türk hakanlığıydı ve bugünkü Acem veya Fars nüfus Türklerin kimlik kaybı -Acemleşmesi veya Farslılaşması — neticesinde meydana geldi.

Şimdi böylesine dev bir geçmişi «Türkler bir örtü gibi geldiler geçtiler» diye anlattık mı Tarihi gerçeklere aykırı ve Türk Milleti için fevkalade zararlı bir bilgilendirme yapmış oluruz.

Midiya möhürü üzərindəki türkcə yazı barədə bir neçə söz ...


Mete Han’dan öncesini kabul etmeyen bir tarih anlayışı Türk Tarihi için çok zararlı olmuş Batı’nın senaryolarıyla çevremizdeki, Türk asıllı tüm kavim devletlerin tarihi “Hint Avrupalı”(Aryan- Ari- İndo Germen) denilerek farklı menşelere bağlanmış, buradan,Türkiye Cumhuriyeti Devleti topraklarında hak iddia edecek toplulukların oluşmasının önü açılmıştır.

Bu zararlı bilgilendirme neticesinde binlerce yıl Türklere Yurtluk etmiş- Türklere Vatan olmuş- toprakları sanki emperyalist amaçlar için gelmiş bir süre yönetmiş daha sonra çekilip gitmişsiniz gibi bir mana ile ifade etmiş olursunuz ki bu durumda bilerek veya bilmeyerek Türk tarihine ihanet etmiş olursunuz.


Binlerce yıl önce yerin ve göğün yaratıcısı “Tanrı” /“Tengri” inancını benimseyen Türkler ilerleyen yüzyıllarda tüm semavi dinlerin yayıcısı olmalarına karşılık yayıcısı oldukları dinin etkisiyle milliyetlerini kaybettiler.

Sevgili okurlar,
Türk hükümdar ve prensleri de tebaalarını Türk dilini kullanmaya teşvik veya ve de teşebbüs etmediler. Türkçeyi resmi saray lisanı olarak kabul etmiş olsalardı, idari ve resmi işlerde lüzumu dolayısıyla, bu dilin yayılmasına yardım etmiş olacaklardı. Ancak Türk padişahları bunu da yapmadılar. Tersine olarak, Arapça ve hususiyle Farsçayı himayeleri altına aldılar. Genel olarak, Türkler, on dördüncü asra kadar, dillerinin mevkini yükseltmek için, şuurlu veya şuursuz, hiçbir sistemli gayret sarf etmediler. Gerçekten, bizzat Türklerin arasında bile, Türkçenin, tedrici bir şekilde olsun, edebi ve ilmi bir dil olarak, Arapça ve Farsça ile rekabete başlaması, ancak on üçüncü asırdan sonra olmuştur. Şurası açık ve muhakkaktır ki, Türkçenin yayılışı sistemli bir Türkleştirme siyasetinin neticesi olmaktan uzaktır, ve yukarıda sayılan menfi şartlara rağmen, Türkçenin büyük bölgelerde halk dili olarak yayılması bize gösteriyor ki, bu elverişsiz şartlardan çok daha kuvvetli amiller Türkleştirme işinde müessir oluyordu.


Gerçekten, şimdiye kadar bahsettiğimiz şartların hepsi de, Türkçenin yayılması bakımından, hiç de müsait olmayan şartlardır. Ancak bunlara ilave olarak, Batılı ve Rus bilim adamlarının iddiasına ve bunlardan etkilenerek tarih yazan Zeki Velidi Togan ve ardıllarına göre, «Seyhun ötesindeki Türkler küçük kabileler halinde ve ekseriyetle göçebe olarak yaşıyorlardı ve mecmu nüfusları cüz’i idi» İddia böyledir Hâlbuki gerçek bu olsaydı, Türklerin, girdikleri yerlerdeki Türk olmayan şehir ahalisini temsil etmek şöyle dursun, bu ahali ile sıkı münasebete geçmeleri ve onlarla kız alıp verme ihtimalleri pek küçük olurdu.

Diğer taraftan, nüfusları az olduğuna göre, sayı ve nüfus kesafeti bakımından ağır basmaları mümkün olamayacağı gibi, dillerini girdikleri yerlerde iktisadı amillerin yardımıyla öğretmelerine de imkân bulunamazdı. Çünkü göçebelik şartları altında Pazar lisanını kontrol etmeleri mümkün olamazdı. Şehir pazarlarındaki alışveriş dili, şehir ahalisinin civar köylerdeki dili tespit ve tayin ve icabederse değiştirmelerine vasıta olur. Verilecek karar sarihtir: bu şartlar altında Orta Şark’taki geniş saha Türkleşemezdi; şu halde, bahis mevzuu şartların hakikate uymaması icabeder. Nitekim yaptığımız bu etüt, bizi, Türklerin hemen sırf göçebe hayatı sürdükleri ve nüfuslarının cüz’i olduğu fikirlerini redde ve batılı bilim adamlarının ileri sürdükleri iddialara aykırı olarak, aşağıdaki durumların mevcut bulunduğu kararına sevk etmiştir:


Türkler, Arap istilası sıralarında, esasen Horasan ve Maveraünnehir’de bulunuyorlardı ve Arap hâkimiyetinin bu mıntıkalarda teessüsünden sonra da bu bölgelerden ayrılmayarak oldukları yerlerde kaldılar. Demek ki, bu mıntıkaların Türkleşmesi, Arap istilasından çok önceleri, Selçuklulardan ise çok daha evvel başlamıştır.

Türkler şehir ve kasabalarda Yüksek bir kültürün ve medeniyetin sahipleri olarak yaşamakta idiler; ancak coğrafi şartların zoru ve bu gün halen Yörüklerde görüldüğü gibi sadece bazı mıntıkalarda yaşam tarzı olarak göçebe bir hayat sürüyorlardı.

На изображении может находиться: 2 человека, люди стоят


Orta Asya’daki Türk nüfusunun oldukça büyük olduğunu ve Türklerin Orta Şark’a oldukça büyük kütleler halinde göç ettiklerini ileri sürmek yerinde ve makul bir iddia olacaktır.

İRAN TARİHİ BAŞTAN SONA TÜRK TARİHİDİR

Sevgili okurlar,
Konumuza İran tarihi ile devam edelim. Türklerin, dillerine manevi bir değer verecek Kur’an veya İncil gibi bir dini kitaplarının bulunmadığı gibi M.Ö.1900’lerde Türklerin bölgede hâkim bulunduğu zamanlarda ortaya çıkan Zerdüşt dini veya öğretisi, İran’da Türk Devleti kuran — İskitlerin devamı olan- Partlar; Zerdüşt dininin tarih sahnesinde kalmasını sağladılar. Ancak bir süre sonra iktidarlarını Acemleşmiş Türklerin de söz sahibi olduğu, Türk Acem yönetiminde kurulan Sasani Devletinin gölgesine düştüler.


Kalan Avesta metinlerinin Partlar döneminde muhafaza edilmesine rağmen daha sonraki istilalar zamanında birçoğunun yakılması Türk Kültür tarihi içinde bir kayıp olmuştur.


İran’da 500 yıl devam eden Part tarihi Türk tarihi için çok önemli bir dönem olmasına rağmen pek bilinmemektedir. Bu sebeple Part tarihini konu başlığı altında ayrıca anlatacağız.

HİNT AVRUPA MASALI


Avrupalıların, Türk tarihine ait kavim devletleri ve Eskiçağ Türk tarihinin bütününe sahip çıkmak için uydurduğu Hint Avrupa teorilerinin, Türk tarihçileri tarafından da sanki gerçekmiş gibi kabul edilmesi çok vahim sonuçları olmuş ve olmaya da devam etmektedir.

Avrupalılar Eskiçağın M.Ö. iki binli yıllardan başlayarak daha eskiye doğru «Hint Avrupalı» — «Ari» -«Aryan» adı altında bir ırkın yaşadığı, bu ırkın Avrupalıların ataları olduğuna dair masa başında ürettikleri teoriler bu gün gerçek tarihmiş gibi anlatılmaktadır.(Bu teorilere de ayrı konu başlıkları altında cevap vereceğiz.) Halbuki gerçek tarih, atalarımızın yaklaşık 10.000 yıldır ortalama 44 milyon Km2 alanda hakimiyeti ile devam etmiştir. Uydurma devletler için veya hayali iddialar sebebiyle toprak istenildiği bir çağda Türiye’nin 50 misli büyük bir alanda onlarca Kavim Devlet, devlet ve Cihan Devleti kurarak yaşamış atalarımızın şanlı mirası bizim en geçmişimiz değil geleceğimizdir. Bu sebeple tarihimizi çok iyi öğrenmek, ülkemiz üzerinde planlar yapanların tüm talep ve iddialarını başlarına geçirmek durumundayız.

MEDLER TÜRKTÜR.


Bu gün Hint Avrupa kavmi adı verilen, Kürtlerin kendisine ön ata seçtikleri Med’ler Türk tarihinin bir parçası olup M.Ö.2500-3000’lerden itibaren İran platosunda yaşamış bir Türk Kavim devletidir.


M.Ö. 3000’lerden -M.Ö.550 yılına kadar İran , Anadolu ve Azerbeycan’da varlığını sürdüren Medler Sakalar gibi Büyük bir Türk devletidir. Persler Medlere vergi ödeyen aynı zamanda Medlerin içerisinde çoğalan Türk ağırlıklı bir budundu.

Томирис


Med Kralının torunu Kiros Dönemin Büyük Türk İmparatorluğu Medlere isyan başlattı. (Medlerin Türklüğünü ayrıca kaynaklarıyla paylaşacağız.) Persler sanıldığı gibi kendi uluslarına ait, yeni ve büyük bir imparatorluk kuramamıştır. Yunanlı tarihçilerden Z. A. Ragozin, Ed. Norris ve J. M. Cook gibi pek çok modern dönem tarihçilerine göre, Medlerle aynı soydan gelen Persler ihtilal yoluyla Med İmparatorluğu yönetimini ele geçirerek devam ettirmişlerdir; Bu açıdan Med İmparatorluğu yıkılmamıştır denebilir.

Sevgili okurlar,
Afrâsyâp da denilen Son Med kralı Astyages’ın baba tarafından Turanlı yani Saka soyundan olan torunu I. Cyrus’un (1.Kiros) MÖ, S52 veya 550 yılında dedesine karşı İhtilal yapmıştır ve başkaldırısı sonucu Harpagus gibi bazı Medli komutanların ve Pers budunununda desteğiyle dedesinden Med imparatorluğunun tahtını ele geçirmiş olduğunu anlatırlar. (Herodotus : 1, 123-125) Aslında sadece bir taht değişimi söz konusudur. Nitekim Ortaçağ’dan önceki eski tarih kaynaklarında Pers İmparatorluğundan söz edilmez.

Dolayısıyla Perslerin kendileri bir krallık kurmamışlardır. Soy değişimi bile olmamıştır.Konunun uzmanı günümüz tarihçilerinden J. M. Cook » Büyük Cyrus Büyük Med imparatorluğunu ele geçirmiş ve devam ettirmiştir.» diyor (The Persian Empire, London, 1983, s, 6-7)

Ortaçağdan sonra İmparatorluk adı olarak»Med»yerine «Pers» kullanılmasının sebebi Med tahtını dedesinden alan I.Kiros’dan sonra ihtilalde yardımcı olan Pers Uruğunun etkili görevlere gelmiş olmasıdır. Med imparatorluk ailesi aynı zamanda Zerdüşt rahipleri olarak itiraz etmiştir. Türk Dini sayılan Zerdüştlüğün din adamları sınıfı, yönetimi tekrar almak için Perslere karşı yoğun bir mücadele vermişlerdir. Bu mücadele bağlamında, tarihte eşine ve benzerine rastlanmayan bir kahramanlık olayı vardır. Bu büyük tarihi olayın kahramanı ise Medli Gomata’dır.

Medlerin, Perslere karşı başkaldırısı olarak değerlendirilen bu ilginç olay, Darius Yazıtı’nda Yazıt’ın hacmine nisbetle, bir hayli yer tutar. Gomata olayı Herodotus ve Eflâtun gibi İlkçağ Yunanlı yazarların ve Ortaçağ tarihçilerin eserlerinde de anlatılır.

На изображении может находиться: птица и обувь


Med soylusu Gomata, Perslerin etkin olduğu tahta oturur. Bir rivayete göre altı; bir başka rivayete göre sekiz ay krallık tahtında kalır. Ancak yönetimde etkin olan Persler isyanlardadır. Başka bir Med soylular operasyonuyla MÖ.522 veya 521 yılı Gomata İsyanı yönetimde bir zaaf oluşturur. Büyük Persli komutan birleşerek Gomatayı öldürür.

Sevgili Okurlar,
Gomata’nın tahtı ele geçirişi Kürşad ihtilali gibidir. Öldürüleceğini bildiği halde tahtta 8 ay oturması da büyük cesarettir. Gomata ismi, Ural-Altay dillerinde bir şeref ünvanı olan «Go” ve Medlerin ismi olan «Mata” kelimelerinden oluşmuştur «Yüce Med» veya»Yüce Medli»demektir.

Hâlbuki bir sonraki hamle çoktan hazırlanmış Pers tahtına geçmek için 8 veya 12 büyük yönetici arasında bir iktidar mücadelesi olmuş iktidarı kazanan Med soylu Darius seçimi kazanarak kral ilân edilmiştir. Pers’ler bu seferde iktidarı Medlere kaptırmışlardır. Çünkü Büyük Pers Hükümdarı Darius uzun süredir Perslilerin arasında olan Med asıllı kral soyundan bir yöneticidir. Eski Med yöneticileri tarafından maruz kalınacak bir iktidar kaybı için Perslerin arasına yerleştirilerek hazırda bekletilmiştir.

Böylece Persli yöneticilerin etkin olduğu Med tahtına bir Persli seçilecek sanılırken, Kavim devletten imparatorluğa binlerce yıllık yerleşik krallığın sahipleri olan Türk Med soyu yeni hükümdarlık tahtına Medli Darius’u geçirerek, bir başka Türk uruğu olan Perslere krallık soylarını kaptırmamışlardır. Darius yönetici zümresini tekrar Medli’lerden oluşturmuş ancak devletin adı Pers olarak devam etmiştir. (Med tarihini konu başlığı altında anlatacağız)

Özellikle Türk Med Tarihi 4.500 -3000 arası ilk dönem, M.Ö.3000- M.Ö. 550 dünyanın kabul ettiği Türk Med egemenliği, M.Ö.550-M.330 Med yönetiminin Pers olarak devamı, kısa bir süre İskender daha sonra 500 yıl Büyük Türk Part Devleti, Türk Devletleri böyle devam eder gider.

ARSAKLILAR VE PARTLAR İSKİTLERİN DEVAMI OLAN BÜYÜK TÜRK DEVLETLERİDİR.

Sevgili okurlar,
Kürtçü tarih uydurucularının ve Tarihimizi tahrif ile meşgul olan Ermeni tarihçilerinin ileri sürdüğü gibi, ARSAKİDLER (Arsaklılar) bir Ermeni veya Kürt hanedanı değil, Partlar’a bağlı bir şube olup asılları Türk’tür; yani Partlarla (veya Arsaklılarla) Ermeniler arasında hiçbir suretle ırki bir benzerlik yoktur

Нет описания фото.

“İranlıların “Eşkaniyan”, Yunanlıların “Arsakidas”, Romalılarla Avrupalıların Arsacides, Ermenilerin “Bahlavig (Balh: Baktralılar, Bahlav, Balhlı-sülalesi) ve batı koluna da “Arşaguni: Arşakuni” dedikleri büyük devleti kurup İndus’tan Kafkaslara, Sırderyadan FIRAT’A değin uzayan ülkeleri hükümleri altında birleştiren Arsaklılar, ESKİ-OĞUZLAR’dan ve TÜRKMEN sayılan Türklerdendi” (M. Fahrettin KIRZIOĞLU, Kars Tarihi, cilt: 1, sf: 137).

19.YY sonlarında İngiliz misyonerleri tarafından rahiplere parayla yazdırılan uydurma Ermeni tarihinde, Ermeni olarak gösterilmek istenen BÜYÜK DİKRAN bile Ermeni değil, Türk’tür. Bu hususu PEOPLES OF AL NATİONS isimli bir yabancı mecmuada doğrulamış ve DİKRAN’ın Ermeni değil, PARTLI kanı taşıdığını yazmıştır (Akt.Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, sf: 91-92.).

Hatta “Orhon ve Yenisey yazılarının menşei meselesini esaslı surette tetkik etmiş olmakla meşhur olan Finlandiyalı DONNER, Part sikkelerindeki yazılarla Orhon yazıları arasında bir aynılık” bile tesbit ettiği görülmüştür (İsmail Hami Danışmend, Tarih Kurumuna Açık Mektup, sf: 54-55). Zaten PART lafzıda Türkçe bir kelimedir; bu kelime üzerinde duran yabancı ilim adamlarından SAİNT MARTİN’i de, bunun İskit’çe (Sakaca) olduğunu “ve bu lisanda DIŞARI ATILMIŞ anlamına geldiğini” belirtmiştir” (Saint Martin, Histoire Des Arsacides, T. İ. P. 28)

Partlar Selovoks döneminde İran’da kaybolmaya başlamış Türk adetlerini yeniden yaymışlardı. Romalılar, pek kibirli oldukları halde, İran’da dört asırdan fazla hükümran olan Partları kendilerine eş tutuyorlardı. Partlar harp usulleri bakımından çok sayıda hileye sahipti ki düşman her seferinde ne yapacağını şaşırırdı. Mesela Savaş sürerken yeniliyormuş gibi görüntü verirler ve kaçmaya başlarlardı. Düşmanları kaçıyor diye arkalarına düşerdi. O vakit hem kaçar, hem atlarında geri dönerek oklarıyla düşmanı bitirirlerdi. Bu, Avrupa dillerinde ALAPART tabirine sebep olmuştur ki, bu tabir “onlarca kaçar gibi gösterip adamı tepelerler, böyle kaçmaya inanmamalı” manasına gelirdi. Bu savaşma ve ok atış şekli sadece Türklere mahsus bir sanattı.

Partların atası, İskitler veya İskitlerin diğer varisi Hunlar, Göktürkler, Oguzlar,Selçuklular hatta Osmanlılar bu şekilde at üzerinde ok atmakta mahirdiler. IRAK ülkeleri üzerinde güçlü bir imparatorluk kurmaya muvaffak olan ARSAKLILAR, zamanla sınırlarını daha da genişleterek. Doğu Anadolu’nun birçok kesimlerinde ülkelerine katmışlar ve M.Ö. 150 yılından itibaren Horasan’dan vuku bulan Türk Göçleri, artık kesif kitleler halinde bir sel gibi Doğu Anadolu’ya akmaya başlamıştı. Böylece SAKALARDAN sonra buralar tekrar bir Türk Yurdu haline getirilerek, “ARAS-KÜR-ÇORUK-MURAT-FIRAT” boylarında da ARSAKLI sülalesinin hakimiyeti kurulmuş oluyordu. (Hilmi Göktürk, Anadolu’nun Dağında Ovasında Türk Mührü, s. 27)

Sevgili okurlar,
İran’da Selçuklular, Akkoyunlular, Safeviler, Tarihi Baştan sona Türk tarihidir. İranlıların Ataları saydığı kavimler ve devletler Türk’tür. Biz tarihimize sahip çıkmayınca Sözde Kürt tarihçiler Mezopotamya tarihine sahip çıktılar. İran tarihine sahip çıktılar. Biz halen Türk tarihinin eskiçağına sahip çıkmamaya devam ediyoruz. Nitekim arkadaşlarımız Kürtçülerin çirkin paylaşımlarına cevap verirken “Mezopotamya eşeği” veya “Sen Mezopotamya’ya git”diyerek onların hayali nazariyelerine haklılık kazandırmaktadırlar. Halbuki Kürtler tarihin hiçbir döneminde ne İran7da ne de Mezopotamya7da bulunmamışlardır.

Medler, Sakalarla aynı dönemde (M.Ö.4500-3000) İran platosuna yerleşmiş Saka’lar Medlere göre doğuda kalmışlardır. Bu iki Büyük Türk kavim devleti arasında tarih boyunca İran Turan Savaşları sürmüştür. Bunlar üzerinde geniş bir şekilde duracağımız konulardır. Ancak bizi üzen Prof. titri olan tarihçilerin bile “İran Turan” ile ilgili yeni yazdığı kitaplar “Hint Avrupa” masalı etkisinde kalarak yazılmakta, İran’da yaşayan Med’lerden başlayan Eskiçağ Türk kavimleri ile ilgili tarihimiz reddedilmektedir. Bu bilerek yapılıyorsa Türk tarihine ihanettir. Bilmeyerek yapılıyorsa Türk tarihine büyük zararlar veren davranışlardır.

Tariximizi yaşadaq!

Gutiler, Sami Türk ortaklığı şeklinde yürüyen Akkad devletine son vermişler Kasitler’den 2 asır önce Sümer Yurdun da 120-150 yıl hüküm sürmüşler iktidarı Sümerlere bırakarak çekilmişlerdir. Biz tarihimize sahip çıkmadığımız için sahipsiz görünen Guti kavmine Sözde Kürt tarihi uydurucuları sahip çıkmışlar internet alemi sahte bilgilerle doldurulmuştur.
Hâlbuki Kürtler ne Mezopotamya’da ne de İran platosunda tarihin hiçbir döneminde yer almamış 1400’lerde Hazar kıyılarında yaşayan menşe itibarıyla Türk ağırlıklı küçük bir topluluk olup 1480’lerde 3000 civarında bir nüfusla Anadolu’ya girmiş daha sonra Yavuz’a intisap ederek Türkmenlere karşı kullanılmış Türklerin Kürtleşmesiyle çoğalmış bir topluluktur.

BİZ TARİHİMİZE SAHİP ÇIKMAYINCA MUARIZLARIMIZ HAKLILIK ELDE EDECEK SEN VARMAKTADIR.


Bizim tarihimize sahip çıkmamamız durumunda 19.yy’dan itibaren misyonerler tarafından tarih uydurulmaya başlanılmış bu durum 20.yy’da tarihte sahipsiz gördükleri Türk kavimlerine sahip çıkma olarak sürdürülmüştür. Yalanlar yalanları izlemiş neticede “Malazgirt’in kapılarını biz açtık” noktasına kadar varmıştır.


Ne yazı ki Başbakan Davutoğlu bile bu yalana sahip çıkarak Malazgirt’te konuşma yapmıştır. Bunlar yapılan propagandaların tarih bilgisinden veya tarih şuurundan uzak yöneticilerin elinde ülkemiz aleyhinde nasıl kullanıldığının en açık delilidir.


Hâlbuki 1480 yılından önce Doğu ve Güneydoğu baştan sona Türkmen yerleşim alanlarıdır. İşte biz bunun için “Tarih vatandır. Tarihte Türklerin ayak bastığı yerler bizim vatan topraklarımızdır. Nasıl bu günkü topraklarımıza göz dikenin gözünü oyarsak tarihteki vatan topraklarımıza da yapılan saldırıları ve ihanetleri hoş görmeyiz” diyoruz.

Tüm bu yalanlar, yanlışlar, yutturmacalar ile aldatılan Kürt gençlerinde haklılık fikriyatı oluşturmakta neticesi “Bizim olan toprakları istiyoruz” denilmektedir. Nitekim “Vatanseverlik” suçlamasıyla ve uydurma iddialarla yargılandığım yıllarda Diyarakır D tipi cezaevinde yattım. En mutedil görünen vatandaşlarımız bile “Bizlerin İyonyalılar olduğumuz halde Atatürk tarafından uydurulan Tarih ile kendimizi Türk sandığımızı Anadolu’nun Kürtlere ait olduğunu” hararetle bana anlatıyorlar ben cevap verince de bozuluyorlardı.

DEDE KORKUT OĞUZNAMELERİ


Dede Korkut Oğuznamelerinin M.Ö.2500’lere ve Oğuzların çok eski tarihlerde Anadolu’nun doğusuna geldikleri, ve buraları kendilerine yurt edindikleri anlaşılır. Aynı şekilde M. Ö. 1570’den itibaren 1. Babil İmparatorluğunun yerine Babil’de 550 yıldan fazla hüküm süren yabancı tarihçilerin “Kassit” adını verdikleri “Guzlar” (İleride anlatacağız) Oğuz boyuna mensup önemli bir Türk boyudur.

İnanılmaz adətlər, bacı qardaşla, ana oğulla, gəlin müvəqqəti ...


Bizim bu gün reddi miras yaptığımız hatta çoğumuzun haberi bile olmadığı bu Guz/Kassit dönemine Batılı yazarlar Karanlık çağ derler. Halbuki Osmanlı devleti gibi Mezopotamya üzerinde ceman 550-900 yıl kesintisiz hüküm süren Türk devleti Karanlık bir çağın değil Babil’in altın çağının temsilcileridir. Nitekim Sami göçleri nedeniyle devlet Sümerlerde olduğu gibi tekrar Samilerin eline geçmiş M.Ö.625’de zenginlik ve refahın en üst düzeyde olduğu görülmüştür. İşin aslı Türk tarihine açık bir sansür bulunmaktadır.

Kassitler Türkistan ve Orta Asya’dan direk gelerek Mezopotamya’da fırtına gibi esmiş yüksek bir medeniyetin temsilcisi olmuş büyük bir Türk kavmidir. (Bizi üzen Türk tarihçileri tarafından yazılan yeni kitap ve makalelerde bile Kassit/Guz dönemine karanlık çağ denilerek ya hiçbir bilgi verilmek istenilmemekte veya bu dönem kötülenerek geçilmektedir. Tüm bunlar bizi derinden yaralamaktadır.)


Bu durum Oğuzların sadece “Hunlardan itibaren bütün Türk bakiye toplulukların Oğuzlar adı altında kaynaştığı” şeklinde açıklanamayacağını, Oğuzların en az 4000 yıllık bir tarihi olduğunu gösterir.

Nitekim Dede Korkut Oğuznamesi incelendiğinde sonradan bu Oğuznamenin tekrar tekrar kaleme alınarak dönemin şartlarına göre düzenlendiği görülür. Nitekim Oğuzlardan bahsedilirken, İslam Peygamberi Hazreti Muhammed’e sık sık salavat getirmeleri ve muharebelere başlamadan önce de iki rekat namaz kılmaları vesaire gibi kısmen de olsa İslam olduklarına dair bazı emarelerin mevcud oluşu da İslamiyetten sonra tekrar bu Oğuznamelerin kaleme alındığı ve İslamiyetin tesiri altında kalınarak, İslami unsurlara ait batı hususların sonradan ilave edildiği anlaşılır.


Nitekim Prof. Dr. Abdülkadir İnan tarafından Dede Korkut Oğuznamelerinde adı geçen coğrafi isimler üzerinde durulmuş bunların birçoğunun yeri Anadolu’nun doğusunda ve Güney Doğusunda tespit edilmiş ancak bu adların 2000-3000 yıl önce kullanılan adlar olduğu görülmüştür.

TÜRK TARİHİNİ YERLİ YERİNE OTURTMAK ZORUNDAYIZ

Sevgili Okurlar,
Kısaca söylemek gerekirse;
Zeki Velidi ve onun izinden giden tarihçilerimizin dile getirmeye devam ettikleri:
Hint Avrupa-Ari Aryan-İndo Cermen teorileri,
Türk Moğol Irk Birlikteliği Teorileri,
Türklerin Tarihte nüfus olarak azlığı ve istila ettikleri toplulukların üzerine örtü gibi yerleştiği şeklindeki iddialar,
Türklerin Tarihinin Hunlarla ve hatta Göktürklerle başlaması öncesi ile ilgili iddiaların ele alınmasının zorluğu,
İskit kavimleri ve diğer Türk kavimleri ile ilgili Hint-Avrupa iddialarının dile getirilerek Büyük Saka-İskit Konfederasyonuna ait Türk kavimleri hakkında zihinlerin bulandırılması,
Hititler başta Anadolu kavimlerinin Türk olmadığı iddiaları, Mezapotamya kavimlerinin belirsizliği, Türklerin Isınma nedeniyle göçleri konusunun Türk tarih tezi ile uydurulan temelsiz bir iddia olduğu gibi (Böyle onlarca iddia sayabiliriz) Türk Vatanı kabul ettiğimiz, Türk Tarihine zarar verilmiş olmasını hiçbir zaman iyi niyetle değerlendirmemiz mümkün değildir.


Türk Tarihini, Tarihteki Türk varlığını ve başarılarını etkisizleştiren bu görüş ve tarih anlatımı, neticeleri itibariyle pek zararlı olmuştur. Cefakar bilim adamlarımızın bir kısmı sözcüklerden hareketle tarihimizi bulmaya çalışırken Bir kısım tarihçilerimiz ise büyük meşakkatlerle mezar taşlarında, mağaralarda bulduğu yazı-resimlerde geçmişimizi aramakta ancak genel anlamda mazi ile bu gün arasında nasıl bir rabıta kuracağını bilememektedir. Çünkü tarih öğrenmek bundan bir takım genel kanaat bile oluşturmak hayli zor bir konudur.

Türk tarih tezini reddeden onu ütopik bularak eleştiren üstelik bunu milliyetçilik, ülkücük hatta Türkçülük adına yapanların kötü mirası sebebiyle Türk tarihi 80 yıl geriye gitti. Halbuki bu 80 yıl içerisinde muhteşem bir tarihin varisleri olarak yüksek bir Türklük şuuruyla ayağa kalkabilirdik. Bu gün cumhuriyetimizi yıkmaya çalışan etnik veya dini taassubun yalan ve iftiradan ibaret sermayeleri böyle bir tarih anlayışı içerisinde kendilerine yer bulamayacakları için daha zengin daha müreffeh bir Türkiye’de yaşıyor alacaktık. Bizlere düşen görev bu açığı kapatmak olmalıdır

Игры персидского престола: безухий маг, честный убийца и ...


Son buzul çağından itibaren Türkistan, Çin, Kuzey Hindistan, İran, Mezopotamya ve Anadolu’da yaşayan kurucu kavimler ve kavim devletler Türk’tür. Sümer, Guti, Kassit, Elam, Hurri, Mittani, Urartu, Hatti, Hitit, Medler Türktür. Aynı şekilde İskitler, Kimmerler, Sakalar, Massagetler, Sarmatlar, Turuva’lılar, Etrüksler, Partlar, Arsaklılar, Sauomatlar ve ardılları ile efsanelere ve romanlara konu olan Amazonlar bile bilinen dünyaya Aztek Maya vd medeniyetler tarihte Büyük Türk kavimleri ve Kavim devletleridir.

Bizlere düşen hiçbir millete nasip olmayacak kadar muhteşem geçmişimizi inkar değil, tarihimizin her sayfasına, tüm kavimlerimize ve kavim devletlerimize kadar bağlarımızı tesbit etmek onların bu günkü temsilcileri ile kaynaşmanın yollarını arayıp bulmaktadır.


Bir sonraki yazımızda Türk Moğol tarihinin nasıl kurgulandığını. bu kurguda kimlerin hangi rolleri aldığını kaynaklarıyla anlatacağız.

Tüm Değerli arkadaşlarıma güzel ve sağlıklı huzurlu bir gün diliyorum.

Sevgiler Saygılar selamlar.

12.05.2020 Saat 5.30

Bu xəbəri paylaşın: