TÜRKLERİ SOYKIRIMA UĞRATMA PROJESİ

TÜRKLERİ SOYKIRIMA UĞRATMA PROJESİNE GEREKÇE GÖSTERİLEN VE BATI’NIN ALGISINA YERLEŞEN ”TÜRKLER SARI IRKA MENSUPTUR.TÜRK VARLIĞI ORTADAN KALDIRILMALIDIR” YARGISI İLE MİLYONLARCA TÜRK NASIL KATLEDİLDi.
TÜRK TARİH TEZİ İLE TÜRK TARİH ŞUURU NASIL ZİRVEYE ULAŞTI.
TÜRKLÜĞÜ VE TÜRK KÜLTÜRÜNÜ 750 YIL BOYUNCA YAŞATARAK BU GÜNLERE GETİREN 350.000 AHİ VE TÜRKMEN NASIL KATLEDİLDİ
TARİHİMİZİN İBRET SAYFALARINI OKUYUNUZ OKUTUNUZ
..

Değerli Arkadaşlarım,
Bir önceki paylaşımımızda belirtiğimiz gibi Rusya ve Avrupa’nın büyük devletleri Türkler’i Avrupa’dan ve Anadolu’dan atmak veya Türklerin Anadolu içerisinde yaşamak hakkını ellerinden alarak “Türksüz Anadolu” hedeflerini gerçekleştirmek için yürüttükleri proje ve icraatların tümüne birden “Şark Meselesi” adı vermiştir. Şark Meselesi Osmanlı Devleti döneminde yürütülen bir proje olması sebebiyle, «Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve Türklerin yok edilmesi » şeklinde ifade edenlerde bulunmaktadır.

18 VE 19.YY’DAKI ARKEOLOJIK KAZILAR VE ANTROPOLOJIK ÖLÇÜMLER TÜRKLERIN MUHTEŞEM BIR GEÇMIŞI OLDUĞUNU GÖZLER ÖNÜNE SERIYORDU


Sevgili Okurlar,
Şark Meselesi kendinden bağımsız siyasi bir proje olarak devam ederken özellikle 18. Ve 19.yy boyunca yapılan arkeolojik kazılar ve antropolojik ölçümler ve bunlara bağlı yapılan yayınlar sebebiyle, Batı’da yüzlerce yıldır “Türkleri öcü gibi gösteren”, “Türk Meselesi” ile başlayan “Şark Meselesi” ile Türkleri hedef tahtasına oturtan projeler halkın gözünde değerini kaybediyor “Dünyaya medeniyet getiren Turanlılar” ile ilgili yayınlar Avrupa halklarının Türklere karşı sempati ile bakılmasına sebep oluyordu.


Sir Austen Henry Layard, Rawlinson gibi bilgin-diplomatlar, 1800-1880 arası yapılan arkeolojik çalışmalarda; Asur, Babil, Sümer, vb. gibi eski uygarlıkların kalıntılarını gün yüzüne çıkartmış, “bu uygarlıklarda Asya kökenli, Turani toplulukların yapıcı etkisi bulunduğunu kanıtlarıyla” duyurmuşlardı. Bu kazılarda Sir Austen Henry Layard’ın danışmanlığını yürüten İskoçyalı Mimar James Fergusson ise, Asyalıların hakkının Asyalılara, Turanlıların hakkının Turanlılara verilmesinin hoşgörüyle karşılandığı 1876 öncesi dönemde, dünyanın her yerindeki en eski uygarlık kalıntılarını, özellikle de taş anıtları ve gömütleri incelemeye odaklanacak; «Hindistan’ın Kesme-taş Tapınakları» (The Rock-cut Temples of India) adlı eserinin ilk basımını 1845’te yayımlayacaktı.


Yaşamının büyük bir bölümünü adadığı eski çağlar mimarisi çalışmalarının sonunda James Fergusson (1808-1886) «6000 yıl önce Avrupa’da Aryanların değil, Asya kökenli Turanlıların egemen olduklarını; Kristof Kolomb’dan çok daha önce Bering Boğazı’nı geçerek Amerika kıtasını keşfetmiş olan bu Asya kökenli Turanlıların, kendi gelişmiş uygarlıklarını ve inançlarını, binlerce yıl önce, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Avrupa ve Amerika kıtası dahil bütün dünyaya yaydıklarını» bilimsel kanıtlarla gözler önüne serecek, «Aryan Irkçılığına karşı Turan Irkını yücelttiği, Avrupalının atalarının Hint-Avrupalılar değil Turanlı Türkler olduğu»nu savunduğu çalışmalarından dolayı, «İngiltere Kraliyet Mimarlar Enstitüsü»nce (Royal Institute Of British Architects-R.I.B.A) Altın Madalya ile ödüllendirilecekti.


Londra’da yayımlanan «Tüm Ülkelerdeki Doğal Taş Anıtlar» (Rude Stone Monuments In All Countries) eserinde yazdığı 1 Aralık 1871 günlü önsözde «Turancı James Fergusson”, İngiltere, İrlanda, İskoçya, İskandinavya, Kuzey Almanya, Fransa, İspanya, Portekiz, İtalya, Cezayir, Libya, Akdeniz Adaları, Malta, Sardunya, Balearic Adaları, Batı Asya, Filistin, Sina, Arabistan, Anadolu, Çerkezya, Asya çölleri, Kabil, Hindistan, Kuzey Amerika, Orta Amerika ve Peru’daki bulunan 234 taş anıtı ve gömütü irdelediği bu basımını; İrlanda konusunda Sir W. Wilde, Eugene Conwell ve Mr. Moore’un, İskoçya konusunda Edinburg’lu John Stuart ve Sir Henry Dryden’in, İsviçre konusunda Prof. Save ve Mr. Hildebrand’ın, İspanya konusunda M. Riano ve Sir Bartle Frere’in, Malta konusunda C. Collinson’un, Madras konusunda Mr. Walhouse’un, Bombay konusunda Mr. Burgess’in görüşleri ve katkılarıyla oluşturduğunu bildiriyor.
Turan ırkının ve kültürünün bin yıllar önce tüm dünyada ve özellikle de Avrupa’ya egemen olduğu görüşünde yalnız olmadığını duyuruyordu. Binlerce yıl önce Avrupa topraklarında ilk mimari yapıtları, dolmenleri, tümülüsleri, kurganları inşa edenlerin Hint-Ari ırktan (Aryanlar) olmayıp, Türkçe konuşan Turanlılar olduğunu savunan Fergusson; bu savını, taş yapıların kurulduğu yerlerin adlarının, sonu «ak» sesiyle bilen Türkçe kökenli sözcükler olduğunu göstererek kanıtlamıştı.


M. Bertrand’ın 1864’te Fransa’nın 31 yöresinde tespit ettiği 2225 dolmenin 517’si, adlarının sonu Türkçe «ak» ile biten yerlerde bulunmuştu. Yer adları üzerinde yapılan bu çalışma titizlikle sürdürüldüğünde, binlerce yıl önce kurulmuş dolmenlerin bulunduğu daha çok sayıda yer adının Türkçe olduğu ve Avrupa’nın Hint-Hint Avrupalılar öncesi Asya’dan gelen Turanlı Türklerin yurdu olduğu gerçeği ortaya çıkacaktı.


Hem dilbilimsel, hem tarihsel kanıtlarla Avrupalının atalarının Turanlı Türkler olduğunu savunan Fergusson, onları «Dolmenler İnşa Eden Turan Irkı» (özgün İngilizce metinde, aynen; «Dolmen building Turanian race») ve «Damarlarına Turanlı kanı bulaşmış bir ırk» (özgün İngilizce metinde, aynen: «a race with any taint of Turanian blood in their veins») sözleriyle niteliyordu.

DAMARLARINDA İSKİT KANI DOLAŞAN İSKOÇYALILAR


İskoçyalı bilgin James Fergusson, 1872’de yayımlanan basımında bu nitelemeleri yaparken, kendi damarlarında Asyalı (Turanlı) İskit kanı dolaştığı inancındaydı; çünkü yüzyıllarca önce İskoçyalılar. Papa’ya gönderdikleri 6 Nisan 1320 günlü dilekçelerinde, “kendilerinin Asyalı İskitlerin soyundan geldiklerini, İskoç (Scoth) sözcüğünün İskit’in (Scyth) özgün biçiminden başka bir şey olmadığını”, resmen bildirerek Kilise kayıtlarına geçirtmişlerdi. Komşuları İrlandalılar da aynı biçimde, yüzyıllar öncesinden kökenlerinin Asyalı, Turanlı olduğunu belirterek övünmekteydi.


James Fergusson, Avrupa’nın uygarlık kökenlerinin Asya’da Turanlılarda olduğunu şu sözlerle vurguluyordu:
«Asya’dan, Çin’den başlayarak, Tataristan’da, Hindistan’da, İran’da Moğollar, Yunanistan’da Pelasgi’ler, İtalya’da Etrüskler, Avrupa’daki gömütleri inşa edenler, hep Turanlılardır.» (s.30,31)


«Dolmen inşa eden ırk, ya da diğer bir deyimle, damarlarına Turan kanı karışan bir ırk, dünyanın en uzak köşelerine egemen olmayı sürdürdü; 8. ve 9.yüzyıllarda İngiltere ve Fransa’ya, 11. ve 12. yüzyıllarda İskandinavya’ya egemen oldu.»


«Turanlıların egemen olduğu yerler, Aryanların hiç bir zaman yerleşmemiş olduğu yerlerdir. Avrupa’daki dolmenleri inşa edenler, kesinlikle Aryan ırkından değildirler; Turanlı kanı ve ırkı Avrupa’da son dönemlere dek en geniş biçimde yayılmıştır.» (s.508)
James Fergusson’un; Avrupalıları»damarlarına Turan ırkının kanı bulaşmış insanlar» olarak niteleyen bu görüşleri 1872 yılında kitaplaştırılıp yayımlanıyordu.


Avrupa’da 1850 yılına kadar yayınlanan kitapların çoğunda Avrupa dahil dünyanın pek çok bölgesinde elde edilen arkeolojik ve antropolojik kazılardan çıkan bulguların değerlendirmesi yapılıyor Alpin brakisefal Türk ırkının Asya’dan Avrupa’ya oradan Güney ve Kuzey Amerikaya kadar büyük medeniyetlerin kurucusu oldukları Avrupa’nın gelişmesinin binlerce yıl devam eden Türk göçleri sayesinde olduğu yazılıyordu. Ancak 1873 yılından itibaren başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletleri bilim camiası ile toplantılar yaparak “Şark Meselesi kapsamında yapacakları yeni çalışmaları” onların önlerine koydular İşte o zamandan itibaren once Avrupalı Bilim adamları daha sonra basın Asya’dan Anadolu’ya ve Avrupa içlerine kadar gelen mongoloid sarı ırka mensup Moğollarla ırk birliğine sahip Barbar Türklerden bahsetmeye başladılar.

BATI’NIN “TÜRKLER SARI IRKA MENSUPTUR YOK EDİLMELİDİR”İDDİASI

Sevgili Okurlar,
Avrupa’nın Şark Meselesi kapsamında yaptığı bu “Türk tehlikesine karşı kamuoyu oluşturma” politikası 1873 yılında Rus ordularının Orta Asya’da ilerleyerek Türk yurdu Hive’yi ele geçirip İngiliz sömürgesi Hindistan’ın kapılarına dek dayanması sebebiyle ortaya çıkmıştı. İngillere, Türklerin ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Rus yayılmasına engel olamayacak denli güçsüz olduğunu görmüş; «Rusya’ya karşı tampon Türk» politikasını gözden geçirmeye başlamış; tam bu sırada Osmanlı Padişahı Abdülaziz de 1875’te İngiltere’ye dirsek çevirerek Rusya’yla birlik olmaya başlayınca, Türklerden umudunu büsbütün kesen İngillere; o güne dek sürdürdüğü «Türkleri destekleyip Ruslara saldırtma» politikasını terk ederek, Ruslara yanaşmaya ve onlara; “Hindistan’a dokunmamanız koşuluyla Osmanlı’dan beğendiğiniz yerleri almanıza, özellikle Balkanlar’da yayılmanıza ses çıkartmayız”, demeye başlamıştı.


İşte İngiliz Liberal Parti önderi Eski Başbakan Gladstone’un, 1876’da Türklere karşı ırksal düşmanlık propagandasına başladığı ortam buydu. 6 Eylül 1876’da Londra’da yayınlanan «Bulgar Katliamı ve Doğu Sorunu» (Bulgarian Horrors and the Question of the East) kitabında, Napolyon’un Mısır Seferi’nde kurnazca sahneye koyduğu «İslam’a sözümüz yok, saygımız var: Türkler vahşidir, onları yok edeceğiz» politikasını benimseyen Gladstone; «insanlığın insanlıkdışı örneği» olarak damgaladığı Türkleri, tarih boyunca bütün uygarlıkların yıkıcısı olmuş insanlık düşmanı bir ırk, olarak niteliyordu. «Turani Avrupa Tarih Tezi»ne kökten aykırı bu görüşler, gerçekte İngiltere Krallığı’nın o tarihte benimsediği «Türk karşıtı — Rus yandaşı» yeni devlet politikasının, yeni uluslararası stratejinin, Gladstone aracılığıyla duyurulmasından başka bir şey değildi.


Şark Meselesi (Doğu sorunu) ikinci, üçüncü beşinci sınıf politikacılar ve sözde bilim adamları tarafından dillendiriliyor «Türklerin sarı ırka — Moğol Irkına — mensup oldukları, bu ikinci sınıf insanların kabiliyetsiz olduklarını, anlayışsız, uyumsuz, tehlikeli olduklarını, hiçbir medeni eserlerinin bulunmadığını, kendilerini düzenleyecek ve yenileyecek kapasitelerinin olmadığını, siyasi karışıklıklarla Avrupa’nın huzurunu kaçındıkları, Türklerin bulunduğu yerlerin kendilerine ait olmadığı, bu topraklarda, İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların hatta daha sonraları Almanların ve Yunanlıların, Ermenilerin, Gürcülerin, Kürtlerin, Arapların hakları olduğu, Türklerin Avrupa’dan ve Anadolu’dan kovulmalarının hatta yeryüzünden kaldırılmalarının gerektiğini» öne sürülüyordu.

İNGILIZ BAŞBAKANI GLADSTONE, ”TÜRKLERİN VÜCUTLARINI ORTADAN KALDIRMAK”

Sevgili Okurlar,
Gladstone, 1876 da basının önünde şu kin taşan sözleri sarf etmiştir: «TÜRKLERIN, DÜNYA YÜZÜNDEN KÖTÜLÜKLERINI KALDIRMANIN BIR TEK YOLU VARDIR, O DA KENDI VÜCUTLARINI DÜNYA YÜZÜNDEN KALDIRMAK!«
Gladslone bu «tarihsel-stratejik» çıkışı yaptığı 1876’da iktidarda değil muhalefette olduğundan, sözlerinin «Turani Avrupa Tarih Tezi»ni savunan bilginler üzerinde caydırıcı bir etkisi olmayacaktı. Onlar, Asya kökenli Turanlılar’ın binlerce yıl önce Avrupa’ya gelip yerleştiğini ve Avrupalıların ezici çoğunluğunun Turan soyundan geldiğini yalnızca yer adlarıyla değil, aynı zamanda kazı bulgularıyla da kanıtlamışlardı. Ancak yoğun bir şekilde yürütülen “Türk Moğol ırk birliği ve Türklerin bu sebeple önce Avrupa daha sonra Anadolu’dan temizlenmesi gerektiği” düşüncesi toplumun genel algısı haline gelmeye başlıyordu.


Osmanlı’nın en imtiyazlı toplulukları Rumlar ve Ermenilerdi. Yüzyıllarca Türklerden alınmış Rumlara Ermenilere verilmişti! Rum İsyanları ile başlayan ihanet neticesinde 1821’den 1914 yılına kadar balkanlarda 8 milyon Türk en acımasız şekillerde katledilmişti. “Milleti sadıka”adı verilen ve Osmanlı devletinin en imtiyazlı iki sınıfından diğeri olan Ermeniler ise Amerika, İngiltere ve Fransa’nın açtığı misyoner okulları ile başlayan eğitim faaliyetleri ve Türklere saldırmaya hazır hale getirilen Ermenilerin Rusya tarafından silahlandırılmaları neticesinde Bir milyon üçyüzaltmışbin Türk’ü katletmişlerdi.

BAŞBAKAN LLOYD GEORGE SARI IRKA MENSUP TÜRKLER AVRUPA VE ANADOLU’DAN GİTMELİ


Batı’nın söylemleri ve planları hiç değişmez. Nitekim Gladstone’den 40 yıl sonra İngiliz Başbakan Lloyd George’un verdiği emirle İngiliz Savaş Propaganda Bürosu (İstihbarat teşkilatının adı) bir “Turks must go-Türkler gitmeli” planını hazırlayıp uygulamaya koymuştu.(1914)


Türklerin Avrupa ve Anadolu’dan Orta Asya’ya sürülmesini öngören bu plan şu görüş ve inançları yaratmak ve yaymak amacını güdüyordu: “Türkler Sarı ırka mensup bağnaz, kabiliyetsiz ve barbar bir millettir. Türk toplumu doğası gereği reform yapma ve kendini yönetme yeteneğinden mahrumdur. Bu nedenle, kendilerine bağımlı halklarla eşitlik ve adalet ölçütleri çerçevesinde kaynaşamazlar ve onları yönetemezler! Esasen Anadolu ve Mezopotamya’yı işgal ettiklerinden bu yana, bölgenin kalkınması, ticareti ve sosyal gelişmesi gerilemiştir. Türk devletini ıslah etmek imkânsızdır. Türklerin, Avrupa ile Asya arasında stratejik köprü konumundaki Anadolu’yu kontrol etmeleri veya Almanya’nın bir uydusu olmaları son derece tehlikelidir. Bu nedenlerle Türkler Anadolu ve Avrupa’dan koparılmalı ve geldikleri Orta Asya’ya sürülmelidir.” En yetkili ağızlardan “Şark Meselesi” ile ilgili olarak açıktan yazılan anlatılan ve kitaplara geçen ifadeler bunlardır.


Nitekim 1914 yılında başlayan 1.Dünya savaşında, Türklerin 3 milyondan fazla bir kayıpla soykırıma tabi tutulduğu bir vaziyete dönüşmesi, 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi neticisinde sulh geleceği yerde Anadolu’da Türklerin katledilmesinin önünün açılması, Yunanlıların İzmir ve Ege’de 200.000 civarında Türk’ü katletmeleri bir zincirin halkaları gibi Batı’nın “Şark Meselesi”adını verdiği soykırım projesinin adıdır.


Şark Meselesi adlı soykırım projesinin İngilizlerin İstanbul’a yerleşmeleri ile hızlandığını ve daha kesin bir görünüm kazandığını görüyoruz.


Lord Curzon Sevr anlaşması öncesinde İngiliz Hükümetine verdiği Memorandumca şunları yazacaktır: “Türkleri Avrupa’dan ve İstanbul’dan sürmek için, Avrupa’nın beşyüz yıldır beklediği fırsat doğmuştur; bu fırsat asla kaçırılmamalıdır.”


İşgal İstanbul’unda İngiliz Yüksek Komiseri “Bir tek Türk kalmayana kadar mücadelemiz sürecektir” derken “Türkleri Anadolu’dan çıkaracaklarını” üstü kapalı olarak “Anadolu’da katledeceklerini” söylemiştir.


İşte, Atatürk’ün “Türk milleti aleyhine düzenlenen büyük suikast”ten kast ettiği” veya “Bizi yok etmeye karar vermişlerdi” derken kastettiği bunun gibi aleni dillendirilen yüzlerce plan ve proje ile ilgilidir.


“Ölüm ve Sürgün” adlı eserinde Türklere uygulanan soykırım projesini anlatan bağımsız tarihçi Prof. Dr. Justin McCarthy, “Sevr’de büyük bir Ermenistan, büyük bir Kürdistan olacaktı ve Türklere küçük bir yer verilecekti. Aslında yapmak istedikleri şey, Türkleri devamlı olarak zayıf bırakmaktı, bunu yapmak için Türklerin ordusu olmamalıydı, işte o küçük devlette bir ordu olmayacaktı. Ama bunlar olmadı, çünkü Türkler Atatürk’ün liderliğinde düşmanlardan kurtuldu. Türkler Atatürk’e çok şey borçlu” diyordu.
Prof. Dr. Justin McCarthy, “Eğer Atatürk olmasaydı bir Türk devleti hiçbir zaman olmazdı. Makedonya ve Bulgaristan’daki Türklere bakın, aynı kader Anadolu’daki Türklerin de başına gelirdi” diyordu.

ERMENİ KATLİAMLARINI HER TÜRK İYİ BİLMELİ AYNI HADİSELERİN TEKRAR YAŞANABİLECEĞİNİ UNUTMAMALIDIR…

Sevgili Okurlar,
Bu gün, Türkleri katletmelerinin önüne geçmek maksadıyla 700.000 Ermeni’nin tavuklarına kadar sayılarak ve güvence altına alınarak Türkiyeden Suriye’ye göç ettirilmesini “Ermeni Soykırımı” olarak kutlayan Batı, aslında “millet olarak tarihimizi bilmememizden” faydalanıyor. Tarihimizi bilmediğimiz veya yanlış bildiğimiz için genetiğimizde ki milli hafızamızdan yoksun olmamız Türk Milleti için büyük bir handikaptır.


Okurlarımıza “Ermenilerin 1.360.000.Türk’ü katlettiğini” söylediğimizde abartı olarak görüyorlar. Bize “kaynak” diyorlar. Halbuki bu konuda yazılmış benim bildiğim 2500 civarında kitap ve uzmanlarca hazırlanmış makale var. Osmanlı Dönemin de işlenen katliamlarla ilgili Başbakanlık arşivleri var. Bunları Türk gençlerinin okuması gerek…


Biz geçen on yıl içerisinde bu çalışmaları pdf haline getirdik ve bir kısmını internete yükledik. Yeterince dağıldı. İnternete girdiğinizde Bu güne kadar Ermenilerle ilgili yayınhların en az yarısını pdf olarak bulabilirsiniz. Üstelik bu çalışmalar çok kıymetli şahsiyetler tarafından uzun yıllar süren çalışmalar ile hazırlanmış ciddi eserlerdir. Makalelerde öyledir.


Her Türk gencinin bilmesi gereken bu eserlerin hangisine elinizi atsanız Bir buçuk milyon civarında Türk’ün katledildiğini görürsünüz. Osmanlı Devleti savaşta olmasına rağmen devlet düzeni ayakta olduğu için tüm kayıplar ilgili devlet görevlileri tarafından kayda almış,Osmanlı devletine telgrafla veya postayla gönderilmiş. Katliamların nasıl yapıldığı kaç kişinin ölydüğü ayrıntılarıyla yazılmış!


Okurken tüylerimiz diken diken oluyor. Hatta bazı belgeleri incelerken hırsımız acımız dağlara taşlara sığmıyor.


Biz intikamcı bir millet değiliz. Yüksek seciyeye sahip asil ve barışçı bir milletiz biz de “100-130 yıl geride kalmış olayların intikamını alalım” demiyoruz. Ancak uyanalım içimizdeki gizli Ermenilerin bir yerlere tırmanarak Türk gençlerinden intikam aldıklarını veya almaya devam edeceklerini unutmayalım.


Geldiğimiz yerde etnik ve dini taassup azgınlaşmış vaziyettedir. Cumhuriyeti yıkacaklarını alenen söylemekten çekinmemektedirler. Gazetelere yansıyan haberlerden bile yüzbinlerce yüksek kalibre silahın kayıp olduğunu öğreniyoruz. Tepeler işgaldedir. Buna karşılık millet olarak uyuyoruz. Gaflet dalelet her yanımızı sarmış hainler göbeğini kaşıyarak halimize gülerken millet olarak kendi kendimizi sırtımızdan hançerlemekle meşgulüz.


Bu gün yaşadığımız tablo 100 yıl once Büyük Kurtarıcı Atatürk’ün yerle bir ettiği “Şark Meselesi”nin hem içeride hem dışarıda yaşanmakta olduğunu göstermektedir. “B.O.P.” adıyla tekrar sahneye konulan hain proje en tepelerde desteklenmiş desteklenmeye de devam etmektedir.

“GEÇMIŞ DIYE BIR ŞEY YOKTUR. GEÇMIŞ GELECEKTE AYNEN YAŞANIR”


Sevgili Okurlar,
Türkeli Gazetesini çıkardığımız 90’lı yıllarda bir yayınımız münasebetiyle görüş bildirmeye gelen bir musevi şahsa “Hitlerin Yahudi soykırımı ile ilgili seyrettiğimiz filmlerden artık bıkkınlık geldi. Bazı filmler çok abartılı! Görüldüğü kadar filmler Yahudi lobisi tarafından finanse ediliyor. Hitlerin istediği silahları yapanlar hatta onu finance edenlerde Yahidilerdi. Antisemitizm iddiaları halen cevap bulmuş değil. Bu konunun neden bu kadar üzerinde duruyorsunuz.”diye sordum. Bana “Geçmiş diye bir şey yoktur. Geçmiş gelecektir.Geçmişte yaşanılan her şey tekrar yaşanır. Geçmişini bilmeyen insanlar av olur. Biz bu sebeple doğan her gencin kafasına yaşadığımız soykırım hadisesini işliyoruz.” dedi.

BATI’NIN “ŞARK MESELESİ”ADI ALTINDA MILYONLARCA TÜRK’Ü KATLETMESINDEN DERS ALDIK MI?


Sevgili Okurlar,
Osmanlı Devleti döneminde Türklerin “Şark Meselesi” kapsamında yaşadığı Soykırım 250 yıl devam etmiştir. Siyasi literature girdiği 1815’den 1920’ye kadar geçen 105 yıllık dönemde 15 milyon Türk katledilmiştir!


Bu kadar büyük bir olayı yani “Şark Meselesi”ni kaç kişi biliyor? Böyle bir hadise Fransızların veya İngilizlerin başına gelseydi, binlerce filmi Tv dizisi çevirirler. Binlerce kitap yazarlar ve çocuklarına ilk okulda bu vahşeti öğretirlerdi. Haydi bizim burada ki arkadaşlarımız biliyor veya öğrenmek istiyor diyelim mankurtlar sürüsü haline getirilen halkımızın yarısı neyi biliyor? “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen bir haini ziyaret edenler veya dizinin dibine oturanlar 15 Milyon Türk’ün nasıl katledildiğini biliyorlarmı?


Sevgili Okurlar,
İçimizdeki işbirlikçilerin Batı ile birlikte çalıştıklarına hayret etmeyelim. Çünkü geçmişte yaşanılan olayların mesulü Batı’dır. Aynı Batı bu gün Suriye sınırında boydan boya PKK ordusu kurmuş sınırlarımıza 100.000 tır silah dayamıştır. İdlipte 100.000 civarında eski Taliban veya İŞİD üyesi H.T.Ş adıyla konuşlanmış beklemektedir. Türkiye hadiseler bu hale gelene kadar doğru dürüst bir tepki göstermemiştir.


Batı Türkiye eliyle Suriye’de konuşlanmış ancak silahlarını Türkiye’ye çevirmiştir. Türkiye’yi bu açmazın içine sokanların tamamı mevkilerini korumaktadır. Hatta o dönemde ABD dışişleri bakanı Cilinton ile karşılıklı ellerini çırpan Ahmet Davutoğlu Gelecek Partisi adında yeni bir parti kurmuş iktidara veya yönetime talip olmuştur.


Bu gün 7 Milyon ne idüğü belirsiz Suriyeli ülkemizin içerisinde cirit atmakta, Suriyelilere tanınan haklar kendi vatandaşlarımıza tanınmamaktadır.


Bilhassa son 25 yılda getirildiğimiz yer, 100 yıl once Büyük Önder Atatürk’ün tarihe gömdüğü “Şark Meselesi” adı verilen ve 15 milyon Türk’ün katledilmesi ile neticelenmiş projenin “Büyük Ortadoğu Projesi” adı altında yeniden revize edilerek sahnelenmesinden başka bir şey değildir.


İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif Ersoy “ İbret alınsaydı Tarih tekerrürmü ederdi?”darken anlatmak istediği budur.

MÜCADELELERIMİZ MİLLETİMİZ İÇİNDİR


Biz 45 yıldır aynı çizgide yazıyoruz. “Türklük” diyoruz, “Atatürk” diyoruz, “Cumhuriyet” diyoruz. Kim ihanet ediyorsa dillendiriyoruz. Nerede yanlış varsa en yakınımız da olsa tepki gösteriyoruz. Çünkü Türk’üz. Türk olmanın idrakiyle bunu yapıyoruz. Geçmişte yaşanılan acıların tekrar yaşanmaması için yanlışları tespit ediyor ve dillendiriyoruz.


15 yıl once Antalya’da konferans verirken bir okurumuz kestiği bir yazımızı getiriyor ve “Hocam aynını 20 yıl once Ortadoğu gazetesinde yazmışsınız” diyor. Biz yazdığımızı unutmuşuz ancak okurlarımızda tesir bırakmış onlar kesmiş saklamışlar. Bir anda tüm yorgunluğumuz gidiyor. Enerji doluyor mutlu oluyoruz.Demekki emeklerimiz karşılığını buluyor diye seviniyoruz.


Burada aynı kararlılıkla mücadele veren çok sayıda arkadaşımız var. Onların dik duruşunu hayranlıkla izliyorum. Hiç bir vatansever ne ülkesine ne milletine ne milliyetine halel getirmiyor. Canım arkadaşlarım, Bıkmak yok. Yorulmak yok. Uyuyanları uyandırmak gerçekleri bulduğumuz her vatandaşımıza anlatmak zorundayız. Sosyal medya bunun için büyük fırsattır. Balık hafızalı hale getirilmiş milletlerin geçmişte yaşanmış acıları tekrar tekrar yaşayacağını unutmayalım.

Sevgili Okurlar,
Türk Milleti olarak o kadar milli meselelerden uzak hale geldik ki bir siyasi parti genel başkanı yüz defa yanlış iş yapsa bile hiç bir tepki görmüyor. Almanya’da çıkıp istifa ediyor. Japonya’da İstifa ederken halkın önünde beline kadar eğilerek özür diliyor ve yaptığının cezasını çekmek istediğini beyan ediyor ve yargılanıyor. Her millet layık olduğu şekilde idare ediliyor. Türk millet olarak Türk’e yakışır bir şekilde idare edilmek istiyorsak once kendimiz daha sonra çevremizde tanıdığımız her insanı bilgilendirelim.

AKADEMİSYENLERİMİZİN MİLLETİMİZİ DOĞRU BİLGİLENDİRMESİNİ BEKLİYORUZ


Sevgili Okurlar,
Bir sonraki yazımızda anlatacaımız gibi Türk Moğol ırk birlikteliği veya Türklerin Sarı ırka mensup barbar “Yecüc, Mecüc” insanlar olduğu şeklinde eski Arap muhayyilesinin garazkâr birer karikatür şeklinde tasavvur ettiği tasvirler evvela Doğu da doğmuş ve ondan sonra da Batıya intikal ederek yeni ilim âleminde eski Türklerin sarı ırka mensup olduğu ve Avrupalılara göre ikinci sınıf insan sayılması gerektiği şeklinde kendine propagandaya dönüşmüştür.


Sarı insanları umumi surette «Mongoloides» ve «Xanthodermes» isimleri altında gösteren etnograflar, bunları «Kuzey»,»Güney» ve «Okyanus» «Moğolları» şeklinde üç kısma ayırırlar ve bu meyanda Türkleri de (Ural-Altay) grubunu teşkil eden «Kuzey Moğolları» topluluğuna mensup gösterirler. Üç gün once Türklerle Moğolların ırk birlikteliği olmadığını anlatan bir çalışmayı Twitterde paylaştık arkadaşımızın birisi yabancı kaynaklardan bu çalışmayı kopyalamış bize uzunca bir tiwet dizisi ile aktardı. Geceyarısıydı yorgundum cevap vermedim. Kimseyi kırmakta incitmekte istemiyorum. Kendi çocuklarımıza bile bir konuyu soruyoruz hemen cep telefonundan bilisayara sorarak cevap vermeye çalışıyor. Bilginin doğruluğu veya yanlışlığı önemli değil. Bak cevap ver. Ne yazık ki gençliğimiz bu hale getirilmiştir. Bu emperyalizmin yeni oyunudur ve gençlerimiz buy yolla bilgisizleştirilmekte kendi düşündükleri aleyhine yazan birisini gördüklerinde ağızlarına geleni söyleyerek engellemektedirler.


Bu sebeple bizim gibi bir cümlenin peşinde onlarca kitap devirenlerin söyledikleri anlaşılmakta zorluk çekilmektedir.

Devam edecek

Taner Ünal/İstanbul

Bu xəbəri paylaşın: