MANİPÜLASYON — TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ — ALGI YÖNETİMİ NEDİR, NASIL YÜRÜYOR?

TÜRK HALKI KURTULUŞ SAVAŞINA KARŞI HALE NASIL GETİRİLMİŞTİ?
BU GÜN TÜRK TOPLUMU NASIL ALDATILIYOR, NASIL UYUTULUYOR?
TÜRK DÜŞMANI, İSLAMCI/ÜMMETÇİ FAALİYETLERİ KİMLER YÖNETİYOR?
OKUYUNUZ.. OKUTUNUZ..

Değerli Arkadaşlarım,
Toplumları istedikleri gibi aldatarak yönetmek isteyenler önce toplumu bir görüş ve düşünce eksenin de harekete geçirirler buna “manipülasyon” diyoruz. Bir süre sonra bu insanları Kesin İnançlılar – BELLEKSİZ KÖLELER- haline getirerek mankurtlaştırırlar. Bu durum Manipülasyon’un toplumda yaratacağı olası problemlerden birisidir.


Toplum Mühendisliği, hükümetler veya özel gruplar tarafından toplumun geniş bir kesiminin tavır ve sosyal davranışları üzerinde etkide bulunacak çabalara atıfla siyaset biliminde kullanılan bir kavramdır. Toplum mühendisliğinin politika alanındaki karşı kutbu politik mühendisliktir.

Tarihte özellikle 19.yüzyılda kitlenin doğuşu ve gelişmesi, kitle iletişiminin yaygınlaşması ile birlikte kitle hareketlerinin ve dolayısıyla da kitleyi yönlendirici politik ve ideolojik söylemlerin geliştiğini görmekteyiz. Toplum Mühendisliği Siyasi amaçlarla kullanıldığında çok tehlikeli olmuş kitlelerin yanlış bilgilendirilerek yanlış eylemlere yönlendirilmesi sebebiyle kitlesel ölümler ortaya çıkmıştır.

Nitekim Nazi yönetimi altındaki Almanya’da da Joseph Göbbels veya Mao Toplum Mühendisliğini çok iyi kullanmış Milyonlarca insan hayali amaçlar uğruna hayatlarını kaybetmiştir. Mao zamanında aktif eylemlerde bulunmuş bir Çin’li ile 90’lı yıllarda bana söylediği şu olmuştur. ” Milyonlarca insan ne yaptığımız bilmiyorduk. Mao ne derse yapıyorduk. Her gün bir hedefe doğru savaş halindeydik. Hâlbuki başta zaten Mao vardı. Herşey iki dudağının arasındaydı. Biz neyin savaşını veriyorduk ki? Bu gün bakıyorum da yaptıklarımızdan üzüntü duyuyorum.”


FETÖ AKP iktidarıyla işbirliği içerisindeyken aynı Göbels’in uyguladığı Toplum Mühendisliğiyle “Vatansever Çeteler, Balyoz, Ergenekon, Casusluk Suçlamaları” gibi kumpaslarla Türk Ordusunu çökertti ve ele geçirdi. Bu kumpaslar yürürken bizim gibi binlerce vatansever insan yıllarını hücrelerde geçirdi.

Mao’nun milyonlarca insanı iktidarda olduğu halde hak aramak için koşuşturmasının örneğini din istismarıyla meczuplaştırılmış insanlar aynen sergiliyor. Dini taassubun mankurtlaştırdığı meczuplaştırdığı bu insanlar birer robot gibi hareket ederek sanki birileri bunların dini özgürlüğüne mani oluyormuş gibi sağa sola saldırarak koşuşturuyorlar. Hâlbuki özledikleri totaliter meczuplar sistemi Yabancıların kontrolünde ülkeyi en iyi halde bile Afganistan haline getirecek, bu kan gölü ve karmaşanın ortasında hayatta kalırlarsa akıllarına din iman bile gelmeyecek farkında değiller.

Sevgili Okurlar,
Toplum Mühendisliği düşman kuvvetleri bir ülke de insanlarının etki altında kalarak yanlış yönelimlere veya eylemlere kalkışması şeklinde de gelişebilir. Nitekim 1918’de Müttefikimiz Bulgaristan ve Almanya yenildiğini ve antlaşma yapacaklarını ilan ettiği, ülke adım adım işgale doğru gittiği halde, İngiliz işbirlikçileri eliyle yapılan yönlendirmeler Osmanlı Aydınları tarafından “İran’ın alınmak üzere olduğu veya Hindistan’ın nasıl ele geçirileceği”yönünde toplumun yanlış bilgilendirmeler altında kalmasına sebep oluyordu.

Mondros Mütarekesi ile düşmana istediği yeni işgal edebilme imkânı verilmişken bu anlaşma Başbakan İzzet Paşa tarafından adeta bir zafer gibi açıklandı. O zaman Yıldırım Ordular Gurubu Komutanı olarak Adana’da bulunun Mustafa Kemal Paşa dışında hiçbir komutan itiraz bile etmedi. Mustafa Kemal günlerce telsizin başında itirazlarını ve anlaşmayı kabul etmediğini açıkça ilan etti. Netice de görevden alınarak İstanbul’a çağrıldı.
Mondros Mütarekesi neticesinde düşmanın Yunanistan’a iktisadi ve askeri araç gereç top tüfet ve diğer her türlü desteği vererek Batı Anadolu’da 200.000 vatandaşımızı katletmelerine sebep olmaları, 200.000 civarında kadın ve kızımızın ırzına tasallut edilmesi ile neticelenmiştir.

(Eğer Atatürk Sakarya Savaşından itibaren düşmanı geriletmeyi başaramasaydı bu vahşet tüm Anadolu’ya yayılacaktı.)

Yunan Batı Anadolu da mezalime devam ederken Yunan Kuvvetlerinin adı “İslam Kuvvetleri”ydi ve Osmanlı hükümetinin 3 milyon lira gibi devasa bir ödenek ayırarak Batı Anadolu’ya gönderdiği “Heyet-i Nasiha” adı verilen hanedan üyesininde bulunduğu işbirlikçi tayfası Yunan’dan önce illerimizi geziyor, insanların direncini kırmak için elinden geleni yapıyor, arkasından Yunan o ilimizi hiçbir direnç ile karşılaşmadan işgal ediyor ve akla gelebilecek her türlü vahşeti sergilemeye devam ediyordu.

Vahidettin, Damat Ferid başta Osmanlı Hükümetini ve İstanbul da faaliyet gösteren İslam maskeli gayrı Türk gayrı milli unsurların yaptığı ihanetleri zamanı geldikçe anlatacağız.

Özetle söylemek gerekirse İngiltere başta Batılı ülkelerin “Şark Meselesi” adını verdikleri “Türksüz Anadolu” projesi daha sonraları “Toplum Mühendisliği” adı verilen çalışmalarla birlikte yürümüş bir yandan Türk Halkının direnç göstermesi önlenmiş, diğer taraftan düşman işgale başlamıştır. Düşman işgaline direnç gösterme ihtimali olanlar ise bir takım iftiralarla tutuklanmış, Ziya Gökalp gibi Malta ya sürülmüş veya Kaymakam Kemal Bey gibi Bekirağa bölüğüne veya çeşitli hapishanelere kapatılarak -Ergenekon veya Balyoz Mahkemelerinde yaşadığımız gibi — düzmece mahkemeler de yargılanmış ve idam edilmiştir.

HAİNLER ANADOLU’YU YANGIN YERİNE ÇEVİRİYORDU

Sevgili Okurlar,
Tüm bu vahşet sürerken Anadolu’da milli direnç Osmanlı Zabitlerine ulaşan telgraf ve tamimlerin halka iletilmesiyle yok edilmiş, gerçeği gören insanlarımızın meydana getirdiği Kuvay-ı milliye ve diğer direniş hareketlerine karşı halk “Din maskeli hainlerin tesiriyle” kışkırtılmıştır.

Bu gün adına Devlet hastanesi açılan İskilipli Atıf gibi hainlerin gönderdiği düzmece İslamcı talimatlarla Türk Kuvvetlerine ve Türk zabitlerine karşı saldırılar düzenlenmiş Anadolu yangın yerine çevrilmiştir.

HALİDİ BAĞDADİ KÜRTÇÜ NAKŞİLİĞİ

Sevgili Okurlar,
Bu gün yaşanılan İslam maskeli faaliyetler Osmanlı döneminde de yaşanmıştır. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman ve 4.Murat döneminde artış göstermişse de tüm tarikat üyeleri toplanarak toptan idam edilmiştir. 170 yıl önce devletin güçsüzlüğünden yönetenlerin zaaflarından istifade ile İngilizler tarafından onlarca tarikat kurdurulmuştur. Bu kuruluşlar sırasında özellikle özellikle Sabatay Sevi’nin Müridi olan Dönmelerden istifade edilmiştir.

Osmanlının son dönemindeki tarikatlaşmanın diğer bir yolu da geçmişte bir Türk hareketi olarak başlayan ancak 1820’lerden sonra öne çıkan Halidi Bağdadi’nin önderliğini yaptığı Halidi kolunun diğer kolları tasfiye ederek öne çıkması ve Halidi Bağdadi’nin Kürt olması sebebiyle Halidi Nakşîliğinin daha çok Kürt merkezli bir tarikat olarak gelişmesine yol açtı. Bu hareket bir yandan ileri yıllarda ki Kürt isyanlarının destekçisi olurken diğer yandan Osmanlı yönetimindeki şahısların kontrolünü sağlıyordu.

Bu günkü Nakşibendilik İngiliz yönetiminde olup işte bu Kürtçü faaliyet olarak gelişen Halidi Bağdadi kolu tarafından yürütülmektedir. Servet ve ikbal sahibi gördüğünüz politikacılar ve iş adamları Halidi Bağdadi koluna mensuptur.
Nitekim önümüzdeki günlerde anlatacağımız gibiş


Osmanlı’nın çöküş döneminde yabancı sermaye, Yabancı diplomatlar, Misyoner örgütlenmeler ortada cirit atmaktayken bir yandan bu Kürtçü veya diğer gayrı Türk yapılanmaların yönettiği Tarikatlar ülkeyi içeriden kuşatmış durumdaydılar.
(Tıpkı bu günkü gibi demeyi unuttuk!)

Tabii ki Mustafa Kemal Paşa ve bir avuç vatansever Kurtuluş mücadelesi başlatmak için çırpınırken tüm bu ihanet oluşumları oklarını bu bir avuç vatansevere çevirmiş durumdaydı.


Zaman Tüneline girelim ve düşman propagandasının Türk toplumunu ne hale getirdiğini o günleri yaşamış vatanseverlerimizin kalemlerinden bir film gibi izleyelim.

HALK KURTULUŞ SAVAŞINA KARŞI HALE GETİRİLMİŞTİ

Sevgili Okurlar,
Yunus Nadi ve arkadaşları, İstanbul’un işgali üzerine Ankara’ya kaçarken yolda uğradıkları Budaklar Köyünde silahlı köylüler tarafından karşılanırlar gerisini Yunus Nadi şöyle yazar:
«-Yahu ayıp olmasın ama şu köye gelirken silahlı bir toplulukla karşılanmaklığımız neden gerekti?

“-Hiç beyefendi… Mavzerli gördüğünüz bizler, bu köyce korucu yapılmış insanlarız. Doğaldır ki size göre değil, fakat ortalıkta ne olduğu belirsiz işler dönüyor. Onun için köyce kulağımız kiriştedir, olur olmaz işin bu köye bulaşmaması için işte böyle dikkatli bulunuyoruz da ondan.”

-“Ne gibi işler?”

-“Önce eşkıya meşkiya gelebiliyor. Baskınlardan baskınlardan korkulabilir. Sonra İngilizler gelecek, gidecek diyorlar. Sonra Armaşe taraflarına Ermeniler gelebilir, sonra İstanbul’da işler olmuş… Biz istiyoruz ki, dünyada ne olursa olsun, fakat bu köye bulaşmasın.”

-“İstanbul’da bir şeyler mi olmuş dedin? Üç beş gündür geziyoruz da haberimiz yok. Acaba ne gibi şeyler olmuş?”

-“İngilizler İstanbul’u zaptetmişler galiba. Pek iyi bilmiyorum ama buraya kadar işte bu çeşit haberler geldi…”

“Durum tamamen aydınlanmıştı. Köyün uyanık hareketi, özellikle bizim gibi İstanbul’un işgali işleri ile ilgili olanlara karşı idi. Budaklar Köyünü böyle karışık ve küçücük işlerden alaraga tutmak istiyorlardı. “

“Bizlerin kimler olduklarımızı bilseler, belki ellerimiz kollarımızı bağlayarak haklarımızda akıllarınca uygun görecekleri herhangi bir muameleyi yapmaya kalkışırlardı. Şu ruhsal duruma göre burada zor durulurdu. Heriflere hiç renk vermedik ama, durumun böyle olduğu anlaşıldıktan sonra orada kalmaya çalışmanın da hemen hemen imkanı yoktu…”

“Hayvanlarımıza bindik ve sırrımızı açığa vurmayarak, tıpkı kurbanlık koyunlar gibi yolumuza devam etmeye koyulduk. Şimdi yine halkın önünden geçiyorduk. Onlar hala anlamamış ve inanmamış gözlerle bize bakıyorlardı»

“Biz de memleketimizin iyiliğini isteriz. Fakat niçin Ankara’da, İstanbul İngilizlerin elindedir diye umutsuz bir savaşa giriştik? Biz onları yenip dışarı atabilir miyiz? Ankara’nın yarısı Çanakkale’de şehit oldu. Ne faydasını gördük? Bırakın her yer kendi hesabına dövüşsün»

ANADOLU’DA BİR DİRENİŞ OLUŞACAK GÖRÜNÜM YOKTUR, EŞRAF SARAY’IN TESİRİYLE İŞBİRLİKÇİ OLMUŞTUR

Sevgili Okurlar,
Atatürk Kurtuluş Savaşı mücadelesi vermeye hazırlandığı günlerde Anadolu halkı gerçekten tükenmiştir. Kendi malı ve canından öte hiçbir şey için dövüşmeye istekli değildir. Yakup Kadri,Kurtuluş Savaşı başladığında Milletin halini «Yaban»da Anadolu’ya koşan milliyetçi aydının yalnızlığını buruk bir şiir diliyle anlatır:

«Köylü Biliyorum beyim, sen de onlardansın emme…
Kuvay-ı Milliyeci Aydın : Onlar kim?
Köylü : Aha, Kemal Paşa’dan yana olanlar…
Kuvay-ı Milliyeci Aydın : Insan Türk olur da Kemal Paşa’dan nasıl yana olmaz?
Köylü : Biz Türk değiliz ki beyim.
Kuvay-ı Milliyeci Aydın : Ya nesiniz?
Köylü : Biz Islamız elhamdülillah… o senin dediklerin Haymana’da yaşarlar…”

Yakup Kadri acı durumu şöyle dile getirir.“Eğer bize zafer nasip olursa bizle kurtaracağımız şey, yalnız bu ıssız toprakla, bu yalçın tepelerdir. Millet nerede? O henüz ortada yoktur ve onu, bu Bekir Çavuşlar, bu Salih Ağalar, bu Zeynep Kadınlar, bu Ismailler, Süleymanlarla yeni baştan yapmak gerekecektir. Anadolu’da henüz bir millet yoktur, eşraf Saray’ın tesiriyle işbirlikçi olmuştur.”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, bunu acı acı yazar ve halka yabancı aydını bundan sorumlu tutar:

«Anadolu… Düşmana akıl öğreten müftülerin, düşmana yol gösteren köy ağalarının, her gelen yağmacıyla bir olup komşusunun malını talan eden kasaba eşrafının, asker kaçağını koynunda saklayan zinacı kadınları, frengiden burnu çökmüş sahte sofuların türediği yer burasıdır.

Burada, bıyıklarını makasla kırptı diye nice fikir ve ümit dolu Türk gencinin kafası, taş altında ezildi. Burada yüzü düşmana dönük, nice vatan mücahitleri, savundukları kimselerin eliyle arkadan vuruldu. Burada milli bağımsızlık sembolünün yolu kaç defa kesildi ve kaç defa oturduğu şehrin etrafı isyan silahlarıyla çevrildi.

Burada ben, vatan delisi, millet divanesi burada ben harp malülü Ahmet Cemal yapayalnızım.
Bunun nedeni Türk aydını gene sensin! Bu viran ülke ve bu yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.

Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! Işletemedin. Onu hayvani duyguların, cehaletin ve yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuğu göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak burada hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabii ayaklarına batacak. Işte her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir».

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa İnönü Savaşı günlerinde Bursa’dan aileleriyle çekilen subaylara, Anadolu halkı hakkında «Yaban»ın harp malulü kahramanı Ahmet Cemal gibi konuşur:

«Bana bakın. Kimse işitmesin. Millet ne yazık ki bizi anlamıyor! Millet, şu anda Saray tarafından sizlerin düşmanınız haline getirilmiştir. Millet sizin yüzünüzden savaş devam ediyor sanmakta, sizleri suçlamaktadır. «

İstiklal Mahkemeleri kurulurken, 1920 sonbaharında Meclis’te Hamdullah Suphi, aynı feryadı yükseltir:

«Esasen biraz havada asılı bir durumda duruyoruz ve halk halen ne yaptığımızı dahi anlamamıştır». Millet bu haldedir. Milletin bu halde olmasının sebebi saray entrikalarıyla devlet idare edenlerin milletine hiçbir şey vermediği halde onların canını kanını malını sömürenlerin veya dış güçlere peşkeş çekenlerdir“.

Sevgili Okurlar,
Tüm bunlara rağmen Mustafa Kemal Paşa sabırlıdır. Sabırla bir yandan dört bir yandan ülkeyi işgal etmiş düşmanla, bir yandan Vahidettin ve etrafındaki devşirmelerin kışkırtmaları sebebiyle çıkan iç isyanlarla,diğer taraftan Doğu Anadolu’nun her tarafında patlak veren Kürt isyanları ile mücadele etmekte aynı zamanda Türk Milleatine gerçekleri anlatmaya çalışmaktadır.

Sakarya Savaşının ölüm kalım mücadelesine döndüğü günlerde Koçgiri isyanı sırasında askerlerimiz katledilmekte isyanın bastırılması önemli bir mesele haline gelmektedir.

Atatürk az bir kuvvet ve küçük bir askeri kadroyla çok bilinmeyenli denklem halinde önünde durun yüzlerce devasa problemi tek tek sabırla çözerek geçtiğimiz günlerde anlattığımız gibi Kurtuluş Savaşını kazanmış ve 9 Eylül’de İzmir’e girerek düşmanın tüm planlarını yerle bir etmiştir.

Sevgili Okurlar,
Tabii ki tüm bu yaşananları bilmediğimiz, toplum olarak ibret dolu tarihimizden gerekli dersleri alamadığımız için Türk toplumunun yarısı mankurtlaşmış vaziyette halen küçücük can parçası evlatlarını, kadınlarını, kızlarını, bu gün olduğu gibi ahlaksız, ırz düşmanı sahtekarların eline teslim etmekte, bu çocuklar istismar edilmekte, Kadınlar, kızlar çeşitli yollarla aynı istismara uğramakta bu kadar nayasızlığın ve ahlaksızlığı yapanların eli ayağı öpülünce cennete gidileceği sanılmaktadır. Böyle bir cehalet tarihimizin hiç bir döneminde bile görülmemiştir.

Aynı şekilde siyasiler her yalanı her iftirayı çekinmeden yapabilmekte bu yalanları milyonlarca insan bir papağan gibi tekrarlamakta Din tacirlerinin ağzından çıkan her söze biat edilmektedir.

ALÇAKLAR ORDUSU

Sevgili Okurlar,
Ayasofya’nın açıldığı gün «İslam Devleti kurulmakta olduğundan» bahseden, şubeleri bulunan, protokolde ağırlanan, Uşşaki tarikatının lideri Fatih Nusrullah, 12 Yaşındaki kız çocuğuna, cinsel istismardan tutuklandı. Bu din maskeli alçak, odasına içecek yiyecek getiren kız çocuklarına sarkıntılık ediyor, çocuklardan biri bu iğrenç duruma tahammül edemiyor ailesinden utanıyor önce akrabalara söylüyor. Akrabalar babasına ve Annesine baskı yapıyor. Baba şikâyet ediyor. Sapık meczubun iğrenç ifadelerini banta kaydediyor. Hadise ortaya çıkınca bu din maskeli alçağın başka başka kız ve erkek çocuklara cinsel istismar da bulunduğunu öğreniyoruz.

Bu alçak hain «15 Temmuz. sonrası 1. Türkiye Cumhuriyeti son buldu. 2. Osmanlı kuruluyor, Tayyip Erdoğan birinci padişahımız, Sarıkta cüppe de gelecek” demişti. Millet bu sapıkları Müslüman sanıp çocuklarını teslim ediyor.

Sevgili Okurlar
Bu işin diğer bir yönü de tüm Tarikat ve Cemaatler yabancıların kontrolünde olmasıdır. Bu gün gün «İslamcılık» veya «ümmetçilik» maskesi altında siyasiler tarafından dayatılan, İslam anlayışı «Türk Düşmanlığı» amacıyla yapılmakta ve «Türksüz Anadolu hedefi güdülmektedir. Halkımız algı yönetimi altındadır karşı karşıya kalan ihaneti anlamamaktadır. İslamcı / Ümmetçi tüm faaliyetler, ister Siyasi parti, ister dernek ve vakıf halinde, isterlerse cemaat ve tarikat görüntüsü altında faaliyet göstersinler hepsinin amacı bir olup oda Türk çocuklarını ırkına, milletine ve ahlaki değerlerine düşman etmektedir.

Tekrar yazmakta yarar görüyorum. İslamcı/ümmetçi Siyasi Parti, vakıf, dernek cemaat ve diğer hangi görüntü altında olursa olsun tüm oluşumlar, evlatlarımızı, gençlerimizi ve insanlarımızı, zihnen ve bedenen kirleten İğrenç pislik yuvaları haline gelmişlerdir.

Bu kirli oluşumlar ve bunların temsil ettiği sermaye bu gün Tv, gazete gibi insan ruhuna tesir eden yayın organları başta olmak üzere ülke nüfusunun yarıya yakınını yönlendirir ve etki altında tutar hale gelmiştir. Tüm bu işler “Algı yönetimi” adı verilen son 25 yıldır toplumla uyutmak ve mankurtlar halinde yönetmek amacıyla geliştirilmiş bir sistem dâhilinde yürütülmektedir.

ALGI YÖNETİMİ NEDİR?

Sevgili okurlar,
Algı yönetimi, toplum mühendisliğinin bir adım ötesidir. Algı yönetimi, mevcut bir düşüncenin insanların bilincine ve bilinçaltına empoze edilerek kabul ettirilmesidir.

Algı yönetiminin amacı, insanların, devlet ve toplulukların algılarını belli bir yöne kanalize etmektir.

Algı yönetiminde amaç, eldeki bilgi ve duygular vasıtasıyla kitlelerin duyularını ya değiştirmek ya da var olan durumu olduğundan farklı göstermektir. Kısacası ve insan ruhuna tesir eden tüm basın ve yayın organlarını en etkin biçimde kullanarak insanların zihnini yönetmektir.

Bu gün ne yazık ki iktidarın yaptığı hatalar bile komik sayılacak derecede algı operasyonları ile muhalefete mal edilmekte, Yine iktidarın hatalı işlerinin sorumlusu biçare halkımız olmakta Televizyonlar sabahtan akşama kadar böyle olduğunu anlatmakta halkımız bile Evet suç bizde “Hükümet ne yapsın” demektedir.


Bu nasıl olmaktadır?

İnsanların Algısı ile nasıl oynanmakta, insanlar en haklı olduğu konularda bile nasıl kendini suçlu görebilmekte veya nasıl olup da haklılığını anlatacak kemse bulamamakta ve sürekli ezilmekte horlanmaktadır?

Algı Yönetimi nasıl yapılmaktadır bir sonraki yazımızda anlatacağız.

Tüm Değerli Arkadaşlarımıza takipleri, beğenileri, paylaşımları ve yorumları için çok teşekkür eder Sevgi ve Saygılar sunarım.

05.09.2020 20.15

TANER ÜNAL

Bu xəbəri paylaşın:
  •  
  •  
  •  
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •