ESKİÇAĞ VEYA CENGİZ ÖNCESİ MOĞOL TARİHİ İLE İLGİLİ TEORİLERİN TAMAMI UYDURMADIR
Sevgili Okurlar,
Batı Roma’nın çöküşüne sebep olan büyük göç ve Hıristiyan asırlarıyla Osmanlı baskınlarının Avrupa zihniyeti üzerinde Türklere karşı bıraktığı derin tesirler, On dokuzuncu asırdan bu yana muhtelif ilim sahalarında Türk Irkının lehine gelişen neticelerin doğruluğuna rağmen, hissi bir sebeple Türk Irkına ve milletine karşı sürdürülen husumet ilmi bir kisveye süründürülerek sürdürülmektedir…
Türklerin dünya üzerinde hareket halinde bulunduğu ve büyük göçler düzenlediği M.Ö.7-8 binden M.Ö. 5. ve 4.Binlerde ki göç yolları ve yerleşik kültür unsuru olarak yaptıkları faaliyetler, mezarlar ve buluntular yoluyla ortaya çıkarılmıştır.
Halbuki aynı binli yıllarda Moğolların çok küçük bir topluluk olarak dahi varlığının bulunduğuna dair hiç bir buluntu veya kaynak bulunmamaktadır. Bir parmak ucu kadar kemik yoktur. Hiç bir iz yoktur. Orta Asya’da yaşınılan tüm olaylar bakımından Çin Tarihi kaynakları ortadadır. Cengiz Han öncesi Moğollar ile ilgili hiç bir iz yoktur.

Türkler onlarca defa büyük savaşlarda büyük nüfuslar kaybettiği, onlarca defa adeta soykırıma uğradığı, nüfus olarak adeta yok edilmeye çalışıldığı halde bu gün bile Moğollar, Türklerin ancak %1’ i kadar nüfusa sahiptir.
Halbuki Türkler ile Moğollar tarih boyunca bir araya gelmemişlerdir. Moğollar kıymeti olmayacak kadar küçük bir nüfusa sahip olarak çok ilkel şartlarda hayvancılık ile uğraşarak yaşamışlar, Uygurlar zamamında bile Türk Yurduna 1200-2500 Km mesafede kalmışlardır. Göktürkler ve Hunlar zamanında ki Moğol varlığı konusu yabancı kaynaklar vasıtasıyla Türk tarihinin içerisine sokulmuş gerçeklere aykırı bir tarihtir. Bir takım kavimlere Moğolluk yüklemek yine Batı’nın Sarı ırk nazariyesi dahilinde gerçekleştirdiği bir operasyondan başka bir şey değildir.
Bu konuda en önemli belgeler Çin Tarihi ile iglili kaynaklardır. Çin vakanüvis ve sürekli olarak gezen, Asya’daki tüm gelişmeleri en sarih bir biçimde anlatan gezginlerin Çin Tarihine sağladığı kaynaklardır. Asya’da meydana gelen en küçük olaylar veya tarihi gelişmeler Çin Tarihi kaynaklarında yer almışken Cengiz Han’a kadar Moğollar ile ilgili tek bir kaynak dahi söz konusu değildir.
Türkler Beyaz ırka mensuptur. M.Ö.8000- M.Ö.5.000’lerde Avrupaya göç eden sarışın mavi gözlü Türkler ile ilgili yapılan kazılar ve antropolojik incelemelerde Dolikosefal küçük kafalı kuru, esmer ve kısa Avrupalılar Türklerle karışarak güzelleşmiştir. Bu gün Alpen brakisefal veya Dolikosefal ile karışarak mezosefal ırka sahip hale gelmiş sarışın, geniş kafalı, geniş alınlı, mükemmel vücut ölçülerine sahip güçlü kuvvetli Almanlar İşte bu Türlerdir. Hitler bunu keşfederek Brakisefal Almanları özel olarak çiftleştirip tümden Ari ırk’dan oluşan bir Alman nesli oluşturmayı benimsemiştir. Bu konuda çok sayıda çalışmalar yapılmıştır.
Halbuki Türkler zaten Alpen Brakisefal beyaz ırka mensuptur. Almanlar “ari” ırk elde etmek için uğraşırlarken Türklerin tamamı zaten Ari ırktır. Türkler tarihin hiç bir döneminde Mongoloid ve sarı ırka mensup olmamıştır.
TÜRK TARİH TEZİ BİR İHTİYAÇTAN DOĞDU ANCAK MUHTEŞEM BİR FAALİYETE DÖNÜŞTÜ
Sevgili Okurlar,
Türk Tarih Tezi Atatürk’ün Batı Merkezli Tarihe dev cüsseli bir başkaldırısıdır. Atatürk biyografilerinde ve yakın tarih anlatımlarında nedense hep gözardı edilen bu gerçek, Atatürk’ü Atatürk yapan en önemli niteliklerinden birdir.Üstelik çok kısa bir sürede Batı’nın tüm nazariyelerini yerle bir etmiştir.
Cumhuriyetin Kurulmasından hemen sonra Batı’nın Şark Meselesi kapsamında ortaya attığı “Türklerin Sarı ırka mensup Moğollarla aynı ırktan geldiği, kendisini yönetmekten bile aciz olduğu” şeklindeki iddiaları tekrar dillendirmeye başlaması üzerine Kurtuluş Savaşıyla Batı emperyalizminin siyasi oyunlarını bozan Atatürk, 1930’larda Türk Tarih Tezi’ni ortaya atarak, Türk tarihini en bilimsel tarzda ve Tarih Kongrelerinde dünya tarihçilerinin kongreye katılımıyla Batı’nın Türklerle ilgili tüm iddialarının Türk Tarih kongrelerinde tartışılmasını istemiştir.
Atatürk oldukça cesaretli bu dev atılım ile Batı emperyalizminin oyunlarını bozmuş, çok sayıda Batılı tarihçi ve uzmanları davet ettirmek suretiyle Türk milletinin kültür ve medeniyet kaynaklarını her iki tarih kongresinde dünyanın gözleri önünde bir bilgi ve kültür ziyafetine dönüştürmüştür. Tarafsız tarihçiler Türk tarihini eski devirleri ile birlikte ortaya koymuşlar özellikle 1937 II.Türk tarih kongresinde Türklük şuuru bilimsel seviye olarak bir daha yaşanmamasına bu gün halen 83 yıldır hasretle beklediğimiz bir zirveye taşınmıştır.
Büyük Önder Atatürk Batılı bilim adamlarının oldukça ciddi tezleriyle Batı’nın Türk tarihinin erken devirlerini kendilerine maletmek için uydurduğu “Hint Avrupa” masalını yerle bir edilmesine imkan tanımış, Avrupa’yı medenileştiren ırkın Türk ırkı olduğu, Almanların sarışın mavi gözlü olanlarının Türk olduğu, İskandinav ülkelerinin ve İskoçların, İrlandalıların Macarların Türk olduğu tebliğlerde kaynaklarıyla ortaya konulmuş olup bu güne kadar bu bilimsel kanıtlar çürütülememiş aksine gün geçtikçe doğruluğu ortaya çıkmıştır.
Sümerlerin, Gutilerin, Kassitler, Hititler başta Sami ırklar hariç diğer tüm kavimlerin ve kavim devletlerin Türk olduğu bu kongrede alkışlar arasında ve en bilimsel verilerle haykırılmıştır. (Geldiğimiz yerde Sümerler Türk dediğimizde bile Twitterde Türkçü arkadaşlarımız bize tavır koyduğu dönemleri yaşadık inşallah ileride tekrar yaşamayız. Elbette Türkçü kardeşlerimiz canımızdır. Ancak bilginin ışığında yürümek varken bir takım yanlış bilgilendirilmelerde ısrar etmek çok yanlıştır.)
Sevgili okurlar,
Atatürk, Türk milletinin büyük medeniyet ve kültür kaynaklarına yönelmek suretiyle, Anadolu’da Tarih Öncesi yaşayan insanlarla, medeniyetlerin beşiğini teşkil eden Orta Asya insanı arasında bir bütünleşme olduğunu ispat etmek istemiş ne Anadolu’da ne de Asya’da bulunan Türkler ile Moğolların hiç bir ilgi ve alakası bulunmadığını dolayısıyla Avrupalıların Sarı ırk iddiasının yanlış olduğunu Asya’da yaşayan Türklerin ve Anadolu’da yaşayan bütün vatandaşlarımızın Alpin Brakisefel özellikler taşıyan Türkler olduğunun bilinmesi konusunu, dünyanın her tarafından kendi istekleri üzerine davet edilen bilim adamlarının katılacağı Antropolojik bir tespit ile belirlenmesi yönünde bilimsel bir çalışma başlatılması talimatını vermiştir.
Bunun için de Afet İnan’ında içinde bulunduğu Avrupalılardan oluşan bilim adamlarını Anadoluda yaşayan Türk insanı üzerinde biyometrik çalışmalara sevketmiştir.

Nitekim, 1939’da Fransızca olarak yayınlanan ve 1947’de Türkçeye çevrilen “Türkiye halkının Antoropolik Karakteri ve Türkeyi Tarihi” adlı eserinde Afet İnan, Türk ırkının vatanı olan Anadolu’da 64 bin kişi üzerinde yapmış oldukları inceleme sonucu, Anadolu’nun Türklüğünü ilmi yönden ispatlamışlardır.
Böylece Anadolu üzerindeki “Kürtler”, “Çerkezler”, “Araplar” şeklindeki tüm etnik iddialar Batı’nın katıldığı çalışmalar ile çürütülmüş Anadolu’da yaşayan tüm vatandaşlarımız arasında ırki bir ayrılık bulunmadığı bilimsel olarak ortaya çıkmış,Batı’nın “Sarı ırk” ve “Türk Moğol ırk birlikteliği”şeklindeki iddia ve iftiraları son bulmuştur.
Bu durumdam çok rahatsız olan Batı, Atatürkün olümünden hemen sonra Türk Tarih Tezi’ni ortadan kaldırmak için harekete geçmiştir.
Atatürk’ün ebediyete intikaline kadar tehlikeli gördüğü için Türkiye’ye gelmesine müsaade etmediği Zeki Veli Togan 1939 yılında Türkiye’ye dönerek ,Batı’nın “Hint-Avrupa” teorilerinin sözcülüğünü yapmaya başlamıştır.
“Türkçüler tarafından Türk tarihini dar bir çerçevede ve parçalı gösteren Borthold’un Rus tezlerini dillendirdiği için 1932 yılında yapılan I.Türk tarih kongresinden kovulan Togan, Atatürk’ün ebediyete intikalıinden sonra Türkçü bir hüvviyete bürünerek Nihal Atsız gibi Türkçüleri sürekli etki sahasında tutarak Türk-Moğol Irk münasebeti gibi pek zararlı sözde teorilerin yayılmasında etkisi olmuştur.
Bugün bile milliyetçilerin gerçekleri bilmeden savunduğu Togan’ın etkisi ilerleyen yıllarda artarak devam etmiş, 1947 yılından itibaren ABD ile yapılan ikili anlaşmalarda eğitim yönünden teslim olmamız üzerine Batının zararlı teorileri tarihçilerimiz ve akademisyenlerimiz tarafından yazılan kitapların ana temasını teşkil etmiştir.
Bu gün başta Türkçüler ve Türk milliyetçileri farkında olmadan bu tuzağa itilmişler, Batı’nın ve Rusyanın dayattığı karmaşık bir tarihi öğrenmek zorunda bırakılmışlardır. Dev Türk tarihi Mete Handan başlatılmış o tarihte varlığı bile söz konusu olmayan Moğollar bu tarihe ortak yapılmıştır. Türk tarihinin eski çağları da Hint Avrupalı adı altında uydurulan kavimlere terk edilmiş bunun adına “Türkçülük” denilmiştir.
TÜRKİYE’Yİ MİLLİ ŞUUR SAHİBİ TÜRK GENÇLERİ İDARE ETMELİDİR…
Sevgili Okurlar,
Hayatımızın üçte birinden fazlası neredeyse yarısı Türkçülük suçlamasıyla mahkemelerde komplo ve kumpaslarla uğraşarak geçti. Bu suçlamayla örgüt lideri ilan edilerek hücrelerde kaldık. Türkçü ve Atatürkçü mücadelemiz sebebiyle 30 civarında yargılama yaşadık. Ancak hiç bir davada başımı eğmedim hiç bir zaman geri adım atmadım. Fikir ve düşüncelerimden kesinlikle taviz vermedim.Çünkü Milli meselelerde verilen taviz vatan topraklarından verilen taviz kadar önemlidir ve ihanettir.
Ergenekon davasında “Türkiye’yi Milli şuur sahibi Türk gençleri idare etmelidir” dediğimiz için suçlamaya maruz kaldık. Avukatımız tevil etmek istedi onun susmasını söyledim ve Sayın Başkan “Ben bunu derim ve hep dedim. Eğer Türkiye’yi Türk gençleri idare etmelidir” demek suçsa ben bu suçu kabul ediyorum. Türkiyeyi Türklerin idare etmesi benim hayatım boyunca tek mücadelem olmuştur. Türkiye’yi Milli şuurdan yoksun Türk evlatları idare etmediği gayrı Türk gayrı milli unsurlar idare ettiği için bu gün bu haldeyiz…” dedim ve 8 yıl 9 ay hapis cezası aldım.
Sevgili Okurlar,
Hayatımız boyunca yanlış olan her şeye karşı çıktık. Bu gün geldiğimiz yerde Türk evlatları “Moğol resimleri” ile Türkçülük yapmaktadır. Sürekli sloganlar üretilmekte burada Türkçülük yaptığını sanan yaşı bize yakın şahıslar tarafından bile “Hülagu Atamız Kuyeybe’nin katlettiği Türklerin intikamını aldı” şeklinde saçma sapan şehir efsanelerini Türk çocuklarının körpe beyinlerine işlenmektedir.
Bu vahim durum bizi derinden üzmektedir.
Konuyla ilgili Twitterde “Türk’ün Atası Moğol değil Türktür. Türk’ün intikamını almak kendisi Anadolu’da 150.000 Türk’ü acımasızca katletmiş, Oğlu Abaka ise 200.000 Türk’ü acımasızca katletmiş Türk düşmanı bir Moğol’a mı kaldı ” şeklinde tepki gösteremiz üzerine 10 yıldır çok samimi bildiğimiz bazı arkadaşlarımız bile tepki göstermişler, “Hülagu töreden ayrılan Türkleri öldürdü” demişlerdir.
Bunu söyleyen arkadaşlarımızın bilinçaltına fitne olarak üretilen sloganlar yerleşmiş! Olay şehir efsanesinden çıkmış “Kesin yargı” haline gelmiş!
Nitekim Einstein “İnsanların yargılarını kırmak atomu parçalamaktan zordur” diyordu…
Halbuki katledilen Türklerin suçu Farslılaşmış Anadolu Selçuklu devletine ve onlarla işbirliği yaparak Anadoluyu yakıp yıkan Moğollara karşı çıkmaktan ibaretti. Katledilen yüzbinlerce Türkmen Ahi Dervişiydi. Anadoluyu Türkleştirmekle uğraşan dağa taşa kuyuya bile Türk adı veren derviş gazilerdi.
Türk’ün töresine karşı çıkmayı bırakın suçları Türk’ün töresini savunmaktı.
Papa’ya bile Memlük Türklerini yok etmek için işbirliği öneren yarı hristiyan yarı budist Moğol olduğu kesin ancak Türk olduğu şüpheli Hülagu nereden atamız oluyormuş?
Türkleri katlederek onlara ders vermek Hülagu’ya mı düşmüş?
Ne alakası var bu söylenenlerin tarihteki gerçeklerle!

Bu fitneleri üretenler Türk gençlerini sürükledikleri bataklıktan dolayı nasıl da keyif alıyorlardır!
Atatürk’ün Türk Moğol ırk birliği iftirasını yok etmek için 64.000. vatandaşımız üzerinde Antropolojik ve biyometrik deney yapılmasına müsaade ettiği ve bilimsel verilerle kitap olarak yayınlanan bu çalışmalar neticesinde kesin olarak ortadan kaldırılan “Türk Moğol Irk Birlikteliği” iftirası bu gün kendi evlatlarımız tarafından “Atam Hülagu” denilerek dillendiriliyor ve Batı’nın ileride hazırlayacağı senaryoların tuzağının parke taşları böyle hazırlanıyor.
Böyle bir oyuna düşmeye ne gerek var?
Moğollar bu gün gelinen yerde iyi bir millet olabilir. Bizi de sevebilirler. Bizde onları severiz.
Ancak bu gün Moğollar 3 Milyon nüfusa sahipler. Bir önceki paylaşımımızda belirttiğimiz gibi Türklerin kutsal Atayurdu Ötüken ve civarında beleşten gelip yerleşmiş ve yurt sahibi olmuşlar. Ancak biz Anayurdumuz Anadolu’da yaşıyoruz. Etrafımız bin türlü entrika ile kuşatılmışken, Batı’nın daha bir asır öncesine kadar 15 milyon Türk’ün katledilmesine gerekçe olarak ortaya sürdüğü Türk Moğol Irk birlikteliği yalanını kendi elimizle dillendirmemiz ve 350.000 Ahi dervişi ve Türkmen dervişi katleden Moğol canilerini “Atamız” diye göğe çıkaranlar Türklüğe değil Batı’nın çıkarlarına hizmet etmektedir.
Onlara söylenecek tek sözümüz en kısa zamanda bu yanlış yoldan dönmeleridir. Türk’ün atası Türktür gerisi yüktür.
AHİLER, TÜRKLÜĞÜ VE TÜRK KÜLTÜRÜNÜ 750 YIL YAŞATMIŞLARDIR
Sevgili Okurlar,
Ahilik, Fatihten sonra devşirmelerin yönetimi ele geçirmesi ve Türklüğü yok etmeye çalışmasına karşı Türklüğün sağ salim gelmesinde en büyük etkenlerden birisi olmuştur. Kurucusu Ahi Evren 1261 yılında Hülagu Han tarafından bir Türkmen şehri olan Kırşehir’in yerle bir edilmesi sırasında katledilmiştir. Diğer Türkmen şehirleri gibi Kırşehir de taş üzerinde taş kalmamıştır. Ahi evren’in naşı bile bulunamamıştır. Ahi Evren’in mezarı temsilidir.
Hülagu Türk bile olsa onun katlettiği Ahi Evren’in tırnağı bile olamaz. Hülagu kan gölü içerisinde 10 yılda gelip geçmiştir ancak Ahi evren’in müritleri Türk töresini Türk adet ve geleneklerini en mükemmel biçimde 750 yıl yaşatarak bu güne getirmişlerdir.
Türkiye Selçukluları tarihiyle meşgul olmuş onlarca kıymetli bilim adamımız Hülagu ve oğlu Abaka tarafından katledilen 350.000 Türk’ün Ahi dervişi veya Anadolu Selçuklu devletinin Farsılaşmış yöneticilerine tepki gösteren Türkmen Dervişleri olduklarını yazar. Türkmenler 1240’lardan itibaren Ahi Evren liderliğinde Türkçü bir direniş başlatmışlar bunuda hayatlarıyla ödemişler ancak sağ kalanları Bizans sınırı civarında toplanmış ve Osmanlı Beyliğini kuruluşunda yer almışlardır. Üstelik bu dervişlerin yarıdan fazlası Tengricidir.
Fatihe kadar Osmanlı yönetimi Türkçülerin elindedir. I.Murat Ahilerin başıdır. II.Murad, sarayı Türkçeyi ve Türklüğü ön plana çıkaran şair ve yazarlar ile doldurmuştur. Bu sebeple II. Murat Türkçülüğü ile anılır. Fatih Sultan Mehmet’in etrafında toplanan devşirmeler tarafından katledilmiştir. İlerleyen günlerde anlatacağımız gibi Çandarlı’nın katli Türkmenlerin yönetimden tasfiyesi ile ilgilidir.
PROF.DR. İSMAIL HAMİ DANİŞMEND NE DİYOR?
Değerli Arkadaşlarım,
Türkiye de bu sahada uzman ve en yetkili bilim adamlarımızdan Prof.Dr. İsmail Hami Danişmend’in 1935 yılında kaleme aldığı “Antropoloji ve Lengoistik Vesikalarına Göre, Türklerle Hind Avrupalıların Menşe Birliği”nazariyesini ele aldığı eserinin 4.sayfasında yazılanları aynen aktararak konumuzu bitirelim:
“Moğollar tarihsiz ve sayısı az bir topluluktu; Çin vekayinameleri ancak Miladın on ikinci asrından itibaren onlardan bahsetmeye başlamışlardı. Cengiz’in kurduğu ilk Moğol imparatorluğu da ancak on üçüncü asırda meydana çıkmıştı. Her ne kadar Miladın altıncı asrından itibaren Çin Tarih yazarları Orta Asya’nın sarı göçebelerini genel bir surette “Schiwei” veyahut “Sik-ui” adı altında zikretmişler ve hatta ertesi asırdan itibaren Çin vekayinamelerinde Avrupa oryantalistleri “Moğol”, adını andıran bir kelimeye de tesadüf edip Çin Tarih yazarlarıini “Juan Juan” dedikler Cücenlerin ilk hükümdarı (Moko-liö)nün adını (Moğol) kelimesiyle birleştirmek istemişlerse de, bütün bu şüphe uyandıran isimler, tarih sahnesinde büyük roller oynamış şahsiyetlerle milletlere ait olmaktan ziyade, sarı unsurların aşırı hareketleriyle hüviyetsiz beylerine ait önemsiz kayıtlardan başka bir şey değildi. Geçen asrın büyük Türkologlarından (Abel Remusat), “tatar dillerine ait araştırmalar” adındaki eserinde bu durumu şöyle izah etmişti
“Çin Tarih yazarlarının eserleriyle sabittir ki, Moğol kabileleri derin “bir zulmet içinde yaşamışlar ve Cengiz’ Hanın zuhurundan evvel az “çok bir şöhret kazanmış hiçbir reise malik olmamışlardı (Abel Remusat C. I, sayfa 13)”.
Prof.Dr. İsmail Hami Danişmend “Bu durumda Moğolların o türedi devletleri için binlerce senelik Türk tarihini toptan ve birdenbire benimseyivermek, o asırların asalet zihniyetiyle dolu insanlarına karşı siyasi bir zorunluluk hükmündeydi. Türk Moğol birliği işte bu koşullar altında tertip edilen bir nazariye oldu.” diyor (Prof.Dr. İsmail Hami Danişmend “Antropoloji ve Lengoistik Vesikalarına Göre, Türklerle Hind Avrupalıların Menşe Birliğis.5)
Bir sonraki Paylaşımımızda 720 yıl geriye gidecek “Türk Moğol Müşterek tarihi hangi amaçlarla nasıl üretildi. Kurulan tarih encümeninde kimler vardı ve neticeleri ne oldu” ayrıntılarıyla anlatacağız.
Tüm değerli arkadaşlarımıza Sevgi ve Saygılar sunar huzurlu sağlıklı güzel günler dilerim.

TANER ÜNAL
7 Ağustos 2020 Saat 04.30
